DEDE PAŞA HZ.(K.S.)SOHBETLER

DEDE PAŞA HZ.(K.S.)SOHBETLERi



HAZRET-İ ŞEYH MUSA BAŞTÜRK
( Bayburdî Dede Paşa )
[ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]
( Bayburt,1879 - Erzincan, 4 Eylül 1979 )

Asıl adı Musa Baştürk olan bu büyük mürşid manevî alemde Dede Paşa Hazretleri lâkabı ile tanınmaktadır. 1879 yılında Bayburt'un Pulur nahiyesine bağlı Aşağı Lori köyünde dünyaya geldi. Babası Hüseyin Efendi ve annesi Gül Hanım'dır. Soyadı kanunu gereği aile Baştürk soyadını almıştır.

Oğlunun Dilinden Hayatından Kesitler:

Babasının hayatını anlatırken duygulu anlar yaşayan oğlu Nureddin Baştürk ilerlemiş yaşına rağmen tazeliğini koruyan hafızasından şöyle anlatmıştır:

"-Babam okumayı çok severdi, ilk önce sübyan mektebine gitmiş, bu okulda çok başarılı imiş, okul dışında da Bayburt'a bağlı Yukarı Aksüt köyünde Kitapsız Hacı Mustafa Efendi diye bir zattan dersler almış. Bu zat babamın zekasına hayret edermiş. Sürekli "bu çocuk bir başka" diye sağda solda söylermiş, zaten kendilerine "Dede Paşa" adını da bu zat koymuş.

Babam sübyan mektebini bitirdikten sonra Bayburt'ta Rüştiye'ye başlamış Burayı da başarıyla okumuş. Daha sonra dedem İstanbuldaki Darul Ülya adlı okula kaydını yaptırmış. Ama dedem vefat bedince babam okulu bırakmış ve köyüne dönmüş. Çünkü bizlerin köyde bir arazisi vardı, bunlarla ilgilenmesi gerekiyordu.

Dede Paşa hazretleri köydeki arazi işiyle meşgul olmaktadır. Ancak ne çare ki gönlündeki ateş başka o sürekli okumak istiyor. İşlerden fırsat buldukça Bayburt´ta bulunan hocalardan fıkıh dersleri alıyor.
Günlerden bir gün köye gönlündeki ateşi söndürecek belki de daha da alevlendirecek Pir-i Sami hazretlerinin halifesi, Şeyh Muhammed Beşir Erzincani (K.s) geliyor. Gerisini Nureddin Efendi´den nakledelim:

"Babam derdi ki; 'Bir gün köyümüze bir Nakşibendi şeyhinin geldiğini söylediler. Ben gitmemiştim. Gelen şeyh, Pir-i Sami hazretlerinin halifesi Şeyh Beşir Efendi imiş. Efendi hazretleri, köyümüzde bir evde misafir olmuş. Bu evde Hazret sohbet ediyormuş. Sohbette bulunanlardan biri Beşir Efendiye demiş ki: 'Efendim bizim bir Dede´miz var, o da sohbete katılsın mı?' demişler. Hazret de gelmesini söylemiş.

Beşir Efendi dede ismini duyunca yaşlı biri zannetmiş. Babam gidince Beşir Efendi şaşırmış. Bir de ne görsün dede dedikleri 19 yaşında bir delikanlı."

Dede Paşa hazretleri Beşir Efendinin sohbetini dinledi, etkilendi. El tuttu, mürid oldu. Beşir Efendi köyden ayrılıp, memleketi Erzincan´a döndü. Dede Paşa´yı bir sevgi hasreti sardı. İşi gücü bıraktı. Ağladı olmadı, güldü olmadı. İçi içine sığmadı. Bir hasret başladı ki sormayın. İşi gücü bırakan Dede Paşa hazretleri Şeyhi Beşir Efendi´ye koştu, hiç ayrılmamacasına. Köydeki arazileri dayılarına bırakıp Beşir Efendi´nin Erzincan´daki dergahına hizmete koşuyor.

Dede Paşa Hazretleri böylece Erzincanlı Nakşbendi Meşayihinden Muhammed Beşir Efendi'den tarikat dersi alır. Kendi köyünden Hazret'in Tercan'daki tekkesine sürekli gidip arasıra kendi köyü Aşağı Lori'ye dönermiş. Erzincan'da bulunan Beşir Efendinin dergahında sürekli sohbete katılır, dergahın her türlü hizmetinde bulunur.

Şeyhine bağlılığını ve hizmetini oğlu Nureddin Efendi şöyle nakleder:

"Babam Beşir Efendi´ye bağlandıktan sonra dünya işleriyle uğraşmamış. Şeyhi Beşir Efendi´nin dergahında sürekli ders almış. Dergahın her türlü hizmetine koşmuş. Ara sıra babam köyüne dönermiş. O zaman şartlar çok sıkıntılı, vasıta yok, at var ama dağları aşmak çok zor oluyormuş. Bizim köyden Hazret´in Tercan´daki tekkesine sürekli gider gelirken çok tehlikeli olaylar yaşamış. Mesela bir keresinde Fırat´ı geçerken suya kapılmış. Su hayli sürüklemiş babamı. Yine bir kaç defa da eşkıyalar yolunu kesmiş.

Bir de Ruslar Erzincan´a geliyorlar, harp başlıyor. Babam da asteğmen rütbesinde Halit Paşa komutasında Kop Dağı´nda savaşa asteğmen olarak katılıyor. Daha sonra da Zile´ye muhacir olarak gidiyorlar. Yani Babam, sürekli Zile´den Kırşehir´e giderek, şeyhinden feyz almaya devam ediyor. (O sıra Beşir Efendi, Kırşehir'de Cacabey Medrese Camiinde İmamlık yapmaktadır.)

Erzincan´ın düşman işgalinden kurtuluşunun ardından, Babam Zile´den şeyhi Beşir Efendi ise Kırşehir´den Erzincan´a dönüyorlar. Şeyh Beşir Efendi Erzincan´da bulunan Mecidiye Kebir Mahallesi'nde bir tekke inşa ediyor. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra tekkeler yasaklanıyor."

1932 yılında Şeyh Beşir Efendi yerine Dede Paşa hazretlerini halife olarak bırakarak.ötelere sefer eder. Vasiyeti üzerine Terzi Baba Kabristanı´nda toprağa verilir. Paşa hazretleri, Bayburt´un Aşağı Lori Köyü´ne dönerek burada irşad görevine başlar.

"Emir var ; 'Altın Silsile' devam edecek."
Nureddin Baştürk, babası Dede Paşa Hazretleri'nden bazı önemli anıları ve son günlerini anlatmağa şöyle devam ediyor:

"Köyde 50 kişinin kalacağı büyüklükte bir konağımız vardı. Bu konağın yanında bir konak daha yaptırdı. Gelen giden çoktu. Tarikat ile ilgili ibadetler gizli yapılırdı. Bu dönemde 1939 yılında Erzincan´a beraber gittik. Beşir Efendi hazretlerinin iki oğlu da bu depremde rahmetli olmuşlardı. Babam Erzincan´ın bu durumuna çok üzüldü, günlerce ağladı."

Şeyh Beşir Efendi hazretlerinin bağlıları Dede Paşa hazretlerine intisap etmişlerdir. Paşa hazretleri, bazen Erzincan´a geliyor, bazen Ankara, İstanbul´a gidiyordu. Köyü ise binlerce bağlısının toplandığı bir mekan haline gelmişti.

Paşa hazretlerinin oğlu Nureddin Efendi o dönemin çok sıkıntılar içerisinde geçtiğinden bahsediyor, ama bu sıkıntılı günlere rağmen Dede Paşa´nın hizmetlerini hiç aksatmadığını söylüyor ve devam ediyor:

"Türkiye´nin her yerinde bağlıları olan babamı her gün yüzlerce insan ziyaret ederdi. Ben onbeş yaşında iken Said Nursi hazretleri babamı ziyarete geldi. İlk defa da biz kendisini Ankara´da ziyarete gittik.

Benim şahid olduğum önemli konulardan biri de şudur. Babam bir sohbetinde 'Yakında tek partiden kurtulacağız. Yeni bir parti var. Bu parti iktidar olacak ve İslam adına da çok büyük faydaları olacak. Ama ömrü de kısa olacak.' dedi."


Dede Paşa hazretleri´nin ilk hanımı Şefika Hatun 1957 yılında vefat etmiş, ikinci izdivacını 1962 yılında Havva Hatun ile yapmıştır. Doksan yılı aşan bir ömrünü Allah(C.C.) yolunda hizmete adayan Paşa hazretleri 4 Eylül 1973 tarihinde Hakk'a vasıl oldu.
Son anında dudakları durmadan kıpırdıyor, Rabbı´nın ismini anıyordu. Aile efradını yanına çağırdı ve dedi ki:

“Çağırdılar; gidiyorum. Beni Erzincan Terzi Baba Mezarlığı´nda Şeyhim Beşir Efendimin yanında bir yerde toprağa veriniz.”

Dede Paşa hazretleri bu vasiyeti üzerine Terzi Baba Kabristanı'nda şeyhinin yanında toprağa verilir..

"-Bizi bizim vefatımızdan sonra anlarsınız, kılıç kınında iken kesmez
ama o kından sıyrılınca turnalar hangi göle konar görürsünüz."

Paşa hazretleri, yerine Abdurrahim Reyhan hazretlerini halife olarak bıraktı.



Dede Paşa Musa Baştürk (K.s.)'un Mezartaşı.


Altın Silsile Reyhan hazretleriyle dünyaya yayıldı.

Dede Paşa hazretlerinin buyurduğu gibi vefatından sonra kılıç kınından çıkmıstı.

( KAYNAK : Ünal Tuygun ; Abdurrahim Reyhan kitabından...)

Bu Yazının Hazırlanmasında Emeği Geçenlerden Allah(C.C.) Razı olsun...


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 1.BÖLÜM


Şerefli ve faziletli altın zincirin, yani silsile-i şerifimizin her halkasının mübarek ismi şerifleri; ilmi ledün sultanı, hatem-il enbiya ve Habib-i Kibriya efendimizden başlayıp elkaba geçen en sonuncusu Dede Paşa Hazretleri ile tamamlanmış, böylece Büyük ve Küçük Silsile-i şeriflerde tamamen sayılan ve kendisindeki nispet ve veraseti bir evvelkinden alıp bir sonra gelene devreden pirlerimiz, bu devr-i teslim sırasına bağlı olarak, ayrı bir ahenk içindeki ilahi renkleri ile yine ayrı ve özel bir rayiha belirtici manevi ıtırları içinde, taze güllerden destelenmiş bir zarafet buketi halinde gösterilmiştir.

Liva-yı Hamd sancağı altında özel kıt’asının başındaki yerlerini alacak bu gerçek kumandanların, Cemal Cennetinde Cemâlullahı bağlılarına ayın ondördü gibi ışıklı yüzlerinden seyrettirecek olan bu Rabbani vesilelerin, bu benzersiz devlet sahiplerinin bir dizisi zamanımıza kadar belli olan isimleriyle- satıra alınmıştır.

Bu altın zincirin kıyamete kadar zuhur ede ede tamamlanacak olan diğer altın halkalarından biri ve su anda belli olanı, zamanı gelince kendisine ayrılan yere ismi yazılıverecek, elkaba alınacak bulunanı da süphesiz ki cümlemizce malumdur.

Dede Paşa hazretlerince hilâfeti şarkta- garpta açıkça belirtilen, vazife ve selahiyeti pek çok seçkin ihvan içinde tekiden emredilen, bunlara ilâveten yine dört bucaktaki hal sahiplerine manen zuhuratı gösterilen; veraset ve nispet arzının- bizim şubede tek olarak devam edeceği bildirilen- tasarrufu ortak ve çeyrek kabul etmez şehzadesi, mülk ve devletinin idaresinde nispetin devr-i teslime kadir olan amirlerinden başka yerin, emir ve imdadından beri tutulmuş bulunanı Reyhan kokulu Abdurrahim Efendi Hazretleridir.(K.S.)

Mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz Halidi kolunun Erzincan şubesi Dergahındaki – imdad edilmemişlerin asla takat getiremeyeceği- hizmetine ahlâk-ı safiyesi ile şevkle devam eden bu nispet yürütücümüze layık müritler olmaklığımıza, yukarda isimlerini sıraladığımız büyüklerin her birinin himmetlerini ayrı ayrı niyaz ederiz.

Canım feda olsun Resulullaha

Bizi kabul etti işbu dergaha

Emreyledi seyhim Muhammed şah’a

Çıkardı zulmetten bedraya bizi


Pir-i Tagi ile hem Seyyid Taha

Kabulü sebebdir Onlar bu raha

iltica edelim Sıbgatullah’a

Kendi boyası ile boyaya bizi


Baisi hayatım Pir-i Sami’dir

Sefi-i usatım Pir-i Sami’dir

Dilimde evradım Pir-i Sami’dir

O’dur cezbeyleyen buraya bizi


“Mürşid-i Sakaleyn Hazreti Sani

Hadim-i dergah-ı Hazreti Sami

Muhammed Beşir-i Erzincani

Kavuşturur bab-ı ulyaya bizi


Ve ila ruh-i sultan-ı evliya

Bi mahremi sırrı esrar-ı enbiya

Dede Paşa yakın olmus Mevlaya

Alır safayı kalb-i insana bizi”


Nesep ve akrabalık ile, ilim ve maharetle, kuvvet ve cesaret ile, mal ve varlık ile, makam ve şöhret ile, hasılı, maddi ve fiziki hiçbir kuvvet ile elde edilmesi mümkün bulunmayan, sadece Allah(C.C.)(C.C.)’ın ilm-i ezelide seçip ihsanda bulunduğu manevi fütuhat ve ilahi kemal ile kazanılan ve beşer üstü hizmetlerin, sabır üstü çilelerin misilsiz örneğini teşkil eden subemizin son ve som altın halkası, merhamet ve mahviyet madeni, feyiz ve hikmet okyanusu, velayet ve hilâfetin ufku Dede Paşa Hazretlerinden bir ölçüde bahsederek O’nun emir ve tavsiyelerine gerekli yeri vereceğiz.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 2.BÖLÜM


Nüfusa kayıt tarihi 1300 ise de, 1294 veya 1295 Bayburt doğumlu (milâdi 1878 veya 1879). Bayburt ve Aşağı Lori (simdiki yazıbası) köyünde izni Ağalar diye anılan misafirperver, fukara ve zayıflar dostu, yerleşmiş tabiriyle “hanedan” bir soydan Hacı Hüseyin Efendi ile kendilerine Seyyidler denilen bir aileye mensup Gülhanım’ın kutlu izdivacından doğmuş(*).

iptidai ve rüşdiyeyi bitirdikten sonra, 18-19 yaşlarındayken Beşir Efendi Hazretlerine bağlanarak bütün ömrü boyunca her zevki, her işi bırakıp şeyhine ve tarikatına hizmetten başka her gayeden yönünü ve gönlünü çevirmiş, yaz ve kış, gece ve gündüz şeyhi ile tebliğde gezmiş, geniş arazi ve emlâk sahibi olduğu halde dünya malı ve alay isine meyletmeyerek mevcut serveti ile mükemmel sıhhatini ve çok güzel olduğu bilinen sesi ile şair bedeni kabiliyetlerini münhasıran rabıtasının emrine ve hizmetine feda etmiş..

Mali, bedeni ve ameli bütün varlık ve kuvvasını, ibadet huzur ve üstün gayreti içinde eritip, eşsiz tevazu ve erişilmez mahviyet örtüsü ile gizlemek suretiyle 80 yıla yakın bir altın çağ boyunca dergahın hizmetinde canını vakfetmiş, kendine has benzersiz hizmet ve fedakarlıkların numunesi olmuş.. Yaptığı hizmeti başkaları görüp duymussa anlatmış; değilse kademi iktizası kimseye pek bahsetmediğinden, ekseriyeti bilinmeyen gayretler olarak kalmış..

Misaller vererek, izahlar yaparak anlatılması mümkün değil.. Yalnız şöyle bir benzetme ile vakıanın özüne yaklaşılabilir: Kainatı aydınlatacak bir ihlas, bütün alemleri ışıtacak bir aşk ve yaratıkların tamamını rikkat ve muhabbete gark edecek bir teslimiyet! Öyle bir yokluk sahasına ulasmış ki, Miraçta peygamberimizin Cenab-ı Hakk’a takdim ettiği makbul hediyesine eş olan bir mahviyetin kemaline kavusmuş. Ahir kelam ve kelamın ahiri budur.. Mahviyetin sonu, velayetin de sonudur.

ilim, keramet, nazar, feyiz ve himmet, üstün ve mükemmel nisbet zatında tekmil olduğu halde bunların alet olduğunu ima ve isaret ederek:

- Gaye Allah(C.C.)(C.C.)’dır.buyurmuştur.

Hali, fiili ve ameli ile sünnet ve şeriatın ıtrından ibaret bir duruma gelmiş; sadakatı onu sireten olduğu gibi sureten de Hazreti Sıddık’a benzetmiş, her hal ve davranışı O’nu Sıddık-ı Ekber Efendimize eş etmiş.
Gayeleri islamın zaferi, Müslümanların saadet ve selameti olan bu dede ve torun yan yana gelse birbirinden ayırt etmek güçtür. Bir sahabe efendimiz kalkıp da geriden bakacak olsa, uzunca olan hafif öne eğik, 30-35 kilo gelebilecek vücudunu aniden görse:

-Ya Ebabekir,diye seslenmekten kendini alamayacağı şüphesiz.. Peygamberinin ayak izine basmaktan gayrı amele itibar etmeyen ilk ve son iki halka..

(*) Bor’da bir sohbette Seyyid olan şeyhini öven bir genç mühendise baba ve anasının her ikisinin de ayrı şecerelerle Seyyidlerden olduğunu ifade ederek Seyyidliğe maneviyatta ulaşmanın makbuliyetini ima etmiştir. Abdurrahim Reyhan Hz.leri de hem baba, hem ana tarafından Hüseynilerden olduğunu kaydetmiştir.

Çok sık okuduğu birkaç dörtlük söyledir:


“Bugün bir dilbere eyledim ülfet
Halin görmek için çok ettim minnet
Yüzünü görenlere hazırdır cennet
Yandım ateşine tazeden taze

Her türlü ateşle olursun abad
Ruz u şeb ciğerin eylersin kebab
Nadanlar elinden içmezsin şarab
Cananın elinden tazeden taze

Öyle bir dilbersin her sey yakışır
Seni gören bülbüller durmaz sakışır
Pek büyük mürsidsin herkes yapışır
Damenin ulyaya tazeden taze”

Bir kimsenin beyanı aynen kendisini, iç alemini aksettirir. Bir şahsın sözü, ilmini irfanını gösterdiği gibi, ihlas ve insanlık derecesi ile manevi mertebesini de aksettirir. Bu bakımdan, ilmi ile amil ve irfanı ile kamil olanların bile nimetinin kırıntılarını toplamaya can atacağı bir ulu devlet sahibi olan Dede Paşa Hazretlerini, kendi üstün beyanları ile tanımaya çalısmak en sıhhatli çare olacaktır.
iste bu sebeple, yıllar boyu dört bucakta banda alınan sohbetlerinden her biri bir bahsi serheden bölümleri nakletmek suretiyle ihvana lazım olan bilgileri asıl kaynaktan aynen sunuyoruz. Onun beyanı dışındaki yazılar da yine Onun sohbetlerinin özünü ve manasını taşımaktadır. Buradaki her kaydın ona göre değerlendirilmesini ve bu kitabın tamamının kelime kelime nispet yürütücümüze (Abdurrahim Reyhan Hazretleri (K.S.)) okunduğunu, Onun tasvibinden sonra kat’i şekline girdiğini de belirtmeliyiz.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 3.BÖLÜM


“Tekkelerde olan alemi dil söylemekten acizdir. Emin olun cennetin alemi tekkelerde mevcut idi. Kapıdan içeri girerdin, bir misk rayihası kendini istiab ederdi (kaplardı). Su içerdin kevser, yemek yerdin cennet taamı, yedikçe dimağına bir hayat gelirdi benim sultanım. Biz sözünü söylesek de özünden haberimiz yok. O tekkede meşayihin sohbeti de acaip garaip bir hal ile olurdu. Çünkü o zamanda meşayih ne söylerse o ihvanın kalbinde olan halini kendisine söyler ki, iste halin budur, dermanı da budur..

Biraz gönlüne sek (süphe) gelen bir ihvanı da hemen ikaz eder gözünü açar, halinin hakikati ne ise o halin hakikatini gösterirdi. Mürid o anda ikaz olup anlardı ki, haa evet bu yaylanın yolu böyle gidermiş. Elhamdülillah şimdi zaman tebdil oldu sultanım.”
“şimdi, mürşid-i kamiller müridini halinden haberdar etmiyorlar. Niye? Senin benim selamet saadetim için. Yaramazlar şerrinden, yaramazlığın künhünden (tamamından) muhafaza için. şimdi şu zamanda zahir adabı kaldırılmıstır. Zahir adabının takat tahammulü çok zordur beylerim. şimdi şu zamanda hal yoktur amma mesakket mihneti de yoktur. şimdi – seyri ilallah makamına kadar- seyr i süluku sokakta ikmal ettiriyorlar. Hal idaresi çetündür.

Onun için bu bir Allah(C.C.)(C.C.)’ın fazlı, keremidir.şimdi, insanların muhalifi olan nefsü şeytandır. Rabıta nuru olan yere şeytan yaklaşamaz. Mürşid i kamil, müridin iki küreği arasındaki şeytanın hulül yeri, üfürme yerini kapatır. Senin nefsin de yarıya kadar su dolu tenekeye düşen bir fareye benzer. Ne kadar iktidarı olsa da, mürsidini tanıyan mürid için hükmü tesirsiz kalır.

Sıfatı hayvaniye de yine aynı fareye benzermiş. Issız kalıp karanlığın olmasını bekler ki, çıkıp da nimetlerden yesin (harama düşsün, çalıp çırpsın). Seni göreyim; eyvahını unutma,

rabıtanı unutma. Ten mezbeleliği battallıktır. Hizmetini ihmal etmezsen bir tesiri yoktur. Anasır zıddiyet ise mürşidin emrindedir.”

“şimdi mürşidler, yemeği pişirmiş, kaşık elinde: -Gel yavrum, nimetini ye, diye nezaketle, ikramla ve lütufla müridine her halinde şefkat ve merhamet göstermektedir.”

“Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkel yakın”

“Sana mürşid her halini hakkel yakin bildirir. Sen bil, bilme bu böyledir. Senin nefsinin, şeytanının, sıfatı hayvaniyenin mürşide karsı vallahi hiçbir kıymeti yoktur. Ama biz niye böyle eza cefa çekeriz? Đnsanların çekmiş olduğu cefa alacak olduğu nimet karşılığıdır. Senin nimetinin bahası, kıymeti olmaz ki. Allah(C.C.)(C.C.)’a baha olmaz. Mürşidi kamil kendi reyiyle halife olmaz. Bu Allah(C.C.)(C.C.)’ın emri, Peygamberin emridir. Onların emri ile oldu ise, kudret ve selahiyetleri de lutfedilmiştir.insanlara Allah(C.C.)(C.C.)’ın en büyük lütfu şüphesiz, mürşidi kamildir. Allah(C.C.)(C.C.)’a ulaşmak için böyle bir lütfa uymaktan başka çare yoktur.”

“Böyle bir sultana evlad olmuşuz Daha bundan büyük ne şanımız var.”

“Bizim kendi bildiğimiz bizi yarı yolda bırakır. Sade kendi bildiğimizle çalışmayıp tarikatımızın usülüne uyalım. Tarikatımızın dört aleti vardır.

1-Muhabbet,
2-ihlas,
3-Edep,
4-Teslimiyet.

işin başında bu dört aleti mürşidde tekmil ve tamam etmek lazım. Varis-i Enbiya olan mürşid bu dört aleti tamamlayandan memnun razı olur. Bu sefer bu dört alet Risaletpenah Efendimize akseder. Bu dört aletin her birisinde müride bir nimeti vardır. Bu nimetlere layık olanlara nimetini lütfetmek de mürşide vacip olur.”

Bir asırlık hizmet, ihtisas ve mahareti ile vasıl olduğu yüce velayet ve ilahi yakınlık neticesinde görülüp duyulmamış marifetlerin sahibi bulunan Dede Pasa Hazretlerinin kendi tasarrufundaki muhabbet-i Mevla ve muhalefet-ul heva kaidesine uygun olarak önce muhabbet ile başlayıp, giderek artan ve kemale doğru yükselen şeriat ve sünnet uyumunu kazanmış haldeki tarikatın; muhabbet, ihlas, edep, teslimiyet şeklindeki dört kapısı ve şeriat, sohbet hatme, rabıta gibi dört tane de hem temel, hem yüceltici sütunu bulunan muhteşem sarayına davet ile kabul edilmenin hikmet ve işleyiş kaidelerini yine kendi sohbetinden sunalım:


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 4.BÖLÜM


1. MUHABBET: Muhabbetin menşei Rasulullah Efendimizdir. Kainat, Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ın Habibine olan muhabbetinden yaratılmıştır. Tarikatın alet saydığı muhabbet, Allah(C.C.)(C.C.)’a ulaşmanın basamakları, vasıtaları olan mürşide muhabbet ile başlayıp Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz’e muhabbet ile büyüyerek Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ı sevme şekli ile kemale erer. Bu üç muhabbetin birbirine ziyanı yoktur. Ancak, hikmet icabı seyri bu sıraya göredir. Mürsidin muhabbeti üzerine muhabbetin olmasın. Onun emrinin ve hizmetinin itaatçısı ol.

Mürşid-i Kamil seni ayrılmış olduğun alemi ulyaya götürecek. Bu sebeble Adem aleyhisselamın ilk oğlu olsan da dünyanın sonuna kadar ömrün olsa, bu zamanın tamamında şeyh efendin ve ailesine kölelik yapsan, yine şeyh efendinin hakkını ödeyemezsin. Bu hakkın dünyada bahası, karsılığı yoktur. Çünkü Allah(C.C.)(C.C.)’ın bahası olamaz.

Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.) buyurmustur ki, kulum beni sev, beni seveni sev, kullarıma da beni sevdir.
Mürşid-i Kamil bu emir gereğince vasıta olur da müride Resulullah Efendimizi ve Allah(C.C.)(C.C.)’ı sevdirir. Kendiliğinden sevgi olmaz. Sevilen sevdirmeyince seven sevemez. Bir kalbe sevgi tohumunun ekilip yavaş yavaş geliştirilmesi lazımdır.

Mürşidinin muhabbeti az çok dimağında olsun. Derununda olsun. O muhabbet neticede seni hakikate ulastırır. Mürşidinin muhabbeti derununda olursa onun kadrini bilmiş olursun. Onun kadrini bilirsen O da senin derdinin dermanı olur.

Evladını severken de ki : “Bu şeyhimin torunu”.. Malını severken de ki: “bunu bana şeyhim himmet etmiş”.. Hasılı neyi seversen şeyhinin ismiyle sev.

Rabıtanın muhabbetini şöyle derununda canı gönülden biraz muhafaza et. Belki o muhabbet arta arta on dakika, yirmi dakika olur. Öyle öyle zaman gelir ki, o rabıtan geçer gözünün içine. Bu sefer gözünün her gördüğü rabıtan olur.

“Kande baksam gözüme ol dilber-i rana görünür.” Muhabbet tekmil olunca fenafişşeyh olursun.

Muhabbetten murad Muhammed hasıl olmaktır
Muhammed’den murad şahım visale vasıl olmakdır
Rızaya inkıyad eyle otur sabrın bucağında
Sabırdan bil garaz her bir belayı hamil olmakdır

Otur zulmet bucağında saadet kevkebin gözle
Saadetten murad şahım şekavet zail olmakdır
Özün bir pire teslim et müdavim ol kapısında
Meşayihten murad şahım mürebbi kamil olmakdır

Hakikat alimi ol men aref sırrından ol agah
ilimden bil garaz her bir cihetle amil olmakdır
Olup kaim seherlerde çalış zikre devam eyle
Zikirden bil garaz her bir murada nail olmakdır

Sakın ümmi olan şeyhin sözüne aldanıp kanma
Pir-i Sami gibi her bir uluma şamil olmakdır
ihlas ile Hakk’a ulaşmanın yolu bil ki azizim
Hazreti Sani’nin erlerine kail olmakdır

Bu alemde muhabbet, ihlas, teslim i istersen ey can
Dede Paşa dergahına adab ile dahil olmakdır
Süluk ehlinden ol Salih umurun şeyhe tefviz et
Mürid olan kamu müşkillerini sail olmakdır.”

2.iHLAS : Tarikatın ihlası, seyhini ilim ve kemalde büyük görmektir.şeyhini ne kadar büyük görürsen o kadar fazla feyiz alırsın. Çünkü tarikatın düsturu böyledir. Zannı kadar feyiz alacaksın.şeyhini ilimde imam-ı Azam, velayetde de kutbul aktab bilmek, tarikat ihlasının adabıdır.

“Seni ehl-i vefa gördüm, gel! ” denilinceye kadar o nisbette halis, safi ve deruni iman lazımdır. “ Her ne gelse dildardan icabet eylemen ihlasın alametidir.” De ki tuttuğum bu el beni Allah(C.C.)(C.C.)’a ulaştıracak. Ne emrederse onda bir menfaatim var, ne buyurursa mutlaka bir hikmeti var..

“Habib-i Kibriyanındır bu dergah Kasem olsun inan Vallahi Billah Neden münkir olalım Allah(C.C.)(C.C.) Allah(C.C.)(C.C.) Sultan-ı Enbiya varisi geldi.”

3.EDEP: Meşayih, insanların evveline, ahirine, zahirine, batınına sahiptir. Meşayihin nihai hizmeti Allah(C.C.)(C.C.)’a kavuşturmaktır. Bunun içindir ki, senin de O’na tazim ve hürmetin ona göre olmalıdır. Baba ve ana hakkı şeriatın emridir. Anan baban seni yüksek âlemlerden bu aşağılık dünyaya getirmeye sebeb olmuş ise de, burada seni kendi başına terk etmiş, tekrar Allah(C.C.)(C.C.)’a
kavuşturmaya iktidarları olmadan bu berzah âlemine bırakmışlardır.

Lakin, mürşid hakkı böyle değildir. Mürsid ise ruhun, kalbin, nefsin ve anasırın (vücudu teskil eden su, ateş, hava ve toprak maddelerinin) amiridir. Onların noksanını giderip Allah(C.C.)(C.C.) indinde makbul etmeye kadirdir. Mürid mürşidine emanettir. Bu emaneti Allah(C.C.)(C.C.)’a ulaştıran mürsidin hakkı ise, her şeyin ilerisinde ve üstündedir. Bu sebeple de mürid mürşidine azami derecede hürmet ve itaat etmek, layıkıyle edep ve hizmette bulunmakla mükellef tutulmuştur.

Bu zamanda zahir adabını kaldırdılar. Onun için, halk içinde yapılması gereken adabı kalben yapmak, yalnız iken veya mani yokken yapabileceğin adabı da takatin nispetinde yapabilmek sarttır. Kalben yapılan adaba bir ihsan vardır ki, kalbe nefs u şeytan alakadar olamaz. Çünkü onların kalb haline gücü yetmez.

Bir insanın gafletle gördüğü hizmet başka; huzur ile şuurlu ve edebine riayetle gördüğü hizmet başkadır. Bir insan; hali, fiili, ameliyle kendini bir kavme benzetirse o kavimle haşrolacaktır. Ruh edebi, Risaletpenah Efendimizden alıp öğrenmiştir. Bu dünyada kendisini Peygambere, velilere benzeten müridin edebinin sevabının adedi olur mu? Bu nimetin kadrini ve ilmini âlimler bilmez. Tarikat halini sorma muhaddisten, müderristen Hakikat ilmini ders Hüda’sından alandan sor.

Edep antikaya benzer. Onun kıymetini ancak o alet ile Allah(C.C.)(C.C.)’ın azamet ve kudretine malik olan mürşidler bilir. Onlar müridlerinin bu antikaya malik olmasını istediklerinden, zahir ve batında, yani kulak ve ruha bu antikayı anlatırlar.

Daima mürşidine hürmetli ol. Mürşidinin memleketine karşı ayağını uzatma. Oraya karşı tükürme. Arkanı dönme. Kıbleye karşı tazim ettiğin gibi şeyhine tazim etmek, adapta bulunmak edebin hulasa kelamıdır.

4.TESLiMiYET: insanların evveli ilm-i ezeli, ahiri de rü’yetullahtır. Zahiri şeriat, batını da teslimiyettir. Sabır teslimiyet demektir. Her nimet teslimiyetten vücuda gelir. Mürid her seyi şeyhinden alır, şeyhine verir. Nimete malik olmak teslimiyete bağlanmıştır. Teslim olan mürid şeyhine emanettir.

Teslimiyet kail olmaktır. Bu itikatle o kapıyı beklemektir. Birgün o kapı sana açılacaktır. O kapı Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır.

“Özün bir pire teslim et müdavim ol kapısında Meşayihten murad şahım mürebbi kamil olmaktır”

Teslimiyet sebat ile olur. Sebat eden zafere malik olur.

Bize Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu mürşid-i kâmildir. Mürşide teslim olan bu lütfa erer. Dervisliğin yani müridliğin en büyük kârı bu ki, Allah(C.C.)(C.C.) kapusunda her bir derdinin dermanı mürşid-i kâmile teslim olmuştur. Çünkü mürşid-i kâmil, bizim yaratılışımızın icabı, bize alettir.

Mürşid-i kâmilin hakikatı; Cenab-ıHak azametiyle ete kemiğe bürünüp, mesela mürşid seklinde sana görünür. Halbuki hakikati Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın azameti kudretidir. Aletsiz kemalat olmaz. Kemalatın aleti de mahviyettir. Bir mürşid-i kâmilin evladı, bendesinin karşısında bir hâkikat aynası olursa, o aynaya baka baka noksanını görüp ikmal etmesi gibi, röntgen çekince nasıl doktor derdin arazını görüp anlarsa, hâkikat aynasının karşısına durup orda kendine bakan mürid de illetini, derdini tanır.

“Günden güne derdim artar Varsam Lokmana Lokmana”

Tarikatın sohbetinin nihayeti yoktur, nimetinin nihayeti yoktur, halinin nihayeti yoktur. Tarikatın en yüksek adabı noksanını bilip “eyvaah!..” demektir. Sen o kapıda öyle bir zincirle bağlısın ki, o zinciri kırmayasın. Allah(C.C.)(C.C.) kapısı olan o kapının senin için açılacağından şüphen olmasın. Mürşid-i Kamil seni kendi velayetine rabtetmiştir. Velayetin zinciri kopmaz; öyle çalış ki, o zincir seni çeke çeke maksadına ulastırsın.

“Hak’ka kul ol, kul, olasın makbul Hak’ka kul olanın cümlesi makbul.”


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 5.BÖLÜM


Tarikatımızın rükün veya temelleri:

1.ŞERiAT :şeriat, Allah(C.C.)(C.C.)’ın koymuş olduğu fermanıdır; farzları ifade eder. Sünnette ise; hem farz, hem vacip, hem de sünnet vardır. Tarikat ise sünnettir. Onun için tarikatı olanın şeriatı da vardır. Farz, lisan ile açıktan tebliğ ister. Vacip ise, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın Habibi ile kendi arasındaki bir iltifattır.
ilim Allah(C.C.)(C.C.)’ı bilmektir. “ilim bir noktadır” fermanı, yaradılıstaki noksanımızı bilmeye işarettir; hâkikatımız da rabıtamızdır. Çünkü rabıtamız şeriattır. Mecaz olan şeriat şerre götürür. Amma mürşidi olanların hali güzel olduğundan, bu güzellik seni Allah(C.C.)(C.C.)’ın hâkikatında olan güzelliğe götürür. Şeriat, “emri bil mağruf- nehyi anil münker” dir.şeriat, emre muhalif davranana had, yani dayak cezası verir. Nefs emre muhalif olunca mürşid-i kâmil onun basından aşağıya doğru şeriat kamçısı ile vurarak isyan eden nefsi cezalandırır.

Bu devirde şeriatı ve sünneti layıkıyla tamamlayıp Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz’e ve Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’a makbul olmanın imkanı yoktur. Tarikatın tavassutu ile bu noksan ikmal edilir.şeriat ile tarikat birleşirse, insanlar rızayı kazanıp hakikatine malik olurlar.

“şeriat tortsuz yağdır tarikat mumsuz baldır Dost için niçin balı yağa katmayalar”

Tarikatı olanın şeriatı, şeriatı olanın da tarikatı vardır. Her ikisi de Allah(C.C.)(C.C.)’ın emridir. Bir müride, bir müslümana üç şey şarttır.

- Murakebe
- Muvazene
- Müşahede

Murakebe şeriattır, şeriat ise şarttır.

Muvazene, daima elinde bulunan şeriat terazisi ile fiilini tartmak, şeriatın kabul ettiği işi yapıp, kabul etmediğini terk etmektir.

şeriat, velayet makamıdır. Onun için, mürşid-i kâmil şeriattır. Edille-i şeriye (kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha) mürşidde mevcuttur. Edille-i şeriye, muhabbet, ihlas, edep ve teslim ile olur. Mürşid-i kâmilin kalbinde şeriatın ve Kuran-ı Mübin’in hem zahir, hem de batın manası mevcuttur.

Bir insanın kalbinin sağ kulağında ilham isimli bir melek, sol kulağında da vesvas isimli bir şeytan oturur.şeriat ehli olanın ilham meleği o kalbe hizmet eder.şernas olanın kalbindeki şeytan o kalbe ihanete başlar.

şeriat Allah(C.C.)(C.C.)’ın emri, tarikatta Allah(C.C.)(C.C.)’ın emridir. Öyle bir emirdir ki, Cenabı Hazreti Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu şeriatın nimetine tarikatsız malik olunmaz. Amma tarikatın faziletine de şeriatsız malik olunmaz. Đllaki ikisi birbirine mutabık olsun beylerim.

Bir insan tarikat ile şeriatı bir araya getirip takdir ederek hizmet görürse hâkikate malik olur. Hakikate malik olan ise marifetullaha dahil olur.

2.SOHBET: Bizim tarikatımızın sıhhati sohbettir. Bizim tarikatımızın sıhhati hatmemizdir. Bizim tarikatımızın sıhhati rabıtadır.

Sohbet kalpten zuhur eder. Kalbin sahibi ise neticede Allah(C.C.)(C.C.)’tır. Öyleyse sohbeti Mürşid-i Kâmil buyurur, Rasulullah Efendimiz buyurur. Neticede bizzat Allah(C.C.)(C.C.) buyurur. Kalb Allah(C.C.)(C.C.)’ın harika sarayıdır. Kalbden zuhur eden sohbeti Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatı yapar. Đlm-i ezelide ruh sohbeti işitip demirin mıknatısı çektiği gibi celbetmistir. Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz saadetli zamanında sahabe efendilerimize sohbet etmişlerdir. Mürşid-i Kâmil’in ruhu Risaletpenah Efendimiz’in sohbetini celbeder. Risaletpenah Efendimiz’in ruhu ise esma ve sıfat yaratılmadan Cenabı Hakk’ın zatından bizzat sohbeti celbetmistir. Onun için sohbet Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudret lisanından zuhur eden kelamdır. Onun için sohbet irşad ve sıhhattir.

Tarikat sahipleri, zahir ve batın Onlarda mevcut olduğundan, söylemiş olduğu kelamı daima ruha söylerler. Ruh o sözden fevkalade lezzet ve kuvvet alarak tedricen (yavaş yavaş) hakikatine malik olur.

Sohbet, Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ın Habibine teberrükü, Habibinden de ümmetine teberrüktür. Onun için sohbet hem farz, hem vacip, hem de sünneti müekkededir. Sohbet, söyleyenin reyi ile olmaz. Çünkü “söyledendir söyleden” sırrı ile sohbeti sahibinden alan, söylenmesi icap edeni tamamiyle söyler.

“Bu demi Ahmed başa tac eyledi
Bu dem ile seyr-i mirac eyledi”

Sohbet, satırdan değil, sadırdan hâsıl olur. Sadr ise, ruh kemaline malik olunca hâsıl olur. Sadrın sahibi ise sohbetin sahibi olan Rasulullah Efendimiz ve Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatıdır.

Zahir, caiz-maizdir diye ağız ile konuşurlar. Ağzından çıkanı da kulakları işitmez. Evliyaullah’ın sohbeti ise candan gelir. Can ise Canandandır. Canandan gelen sohbet ise hâkikate malik eder. Mürşid-i Kâmilin sohbetini o mürşidin sahibi söyler. Zahirde onun lisanından zuhur eder ama “Söyledendir söyleden”.

Ruh, o sedaya âşıktır.ilmi ezelide o sedayı Risaletpenah Efendimizden Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudret lisanı ile Habibine adalet buyrulan iltifattan işitmiştir. O sedayı duyduğu gibi onu hemen celbeder. Ve zamanı gelince de sohbetini yapar. Bakarsın ki, hiç iğrapta mahalli olmayan birisi bu sohbeti işitmiş de yâre sadık ise, oradaki Müslümanların şerefi, o sohbeti hatıra getiriverir. Söyleyenin ne kârı var benim sultanım. Pir-i Sami Hazretleri:

- Bizim Salih de söyler, söyle Salih, buyurmuştur. Bizim tarikimiz tarik-i şeriat, tarik-i sohbettir.

“ Bizi söyleyin de su i halimizi söyleyin” buyurmuşlardır. Madem ki mürşidden bahsediyorsun, istersen kötü halini söyle (haşa).Sohbet alettir, yani ruha hayat aletidir.

Ruh, sohbetin hem zahirine, hem batınına, hem de batnesine aşina olarak dinler ve hakikatine malik olur. Bir insan kırk gün bir âlim ile konuşsa âlim olur, zalim ile konuşsa zalim olur.

Madema ki, ruh daima nefse tebliğde bulunursa, nefs kırk günün içinde tamamiyle ruha yâr olur. Nefsin bir manası da hayattır. Nefs hakikatı kabul ettiği gibi olur hayat, hem de nefis, yani güzel olur sultanım.

Sohbette bir iltifat olmasa tarik-i şeriat, tarik-i sohbet buyurmazlar. Hatta Risaletpenah Efendimiz buyurur ki: “Ümmet-i ashabım, sizler yarım saat Müslüman olun. Derler ki: “Ya Rasulullah, anamız babamız size feda olsun, biz Müslüman değil miyiz? Bize islamın ne olduğunu emir buyur.” Buyururlar ki: “Yarım saat birbirinize sohbet edin.” Bunlar bize Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu, hem saadet, hem nimet, hem de sıhhattir gardaşlarım.

“Gam odur ki, gele dünya, gide din Gam o değil, gide dünya, gele din.”

Allah(C.C.)(C.C.)’ın fazlına şükürler olsun, emin olun, siz unutun unutmayın bu sohbetlerin umumunu ruh celbediyor. Zamanı gelince o sohbetleri sahibi sana da söylettirecek. Ama ne ile? Bir hüsn-ü zan ile. Biz ne ile söylüyoruz? Kendi kemalimiz, ilmimiz ile değil, sizin kemaliniz, sizin şerefiniz.. Bu kadar cemaat burada niye toplandı? Veliler şerefini kaybetmezler. Öyleyse ne kadar da olmasa ruhum hâkikattir. Öyleyse hâkikatim size, mürşid-i kâmilin şerefi ne ise size söylüyor. işte mürşid-i kâmilin şerefi sohbettir.

Sohbet müridin noksanını ikmal eder, her nezafetini tekmil eder ve sahibine kavuşturur. Muhabbet meclisi, sürur bayramı sohbettedir; sohbet muhabbettir. Rabıta müridi bozulur da, sohbet müridi bozulmaz. Mürşid-i kâmil şeriat sohbetini herkese, umuma yapar. Amma tarikat sohbetini iki, üç, nihayet dört müride yapar. Cüz akıl, tarikat sohbetini kavrayamaz. Mürşid-i kâmilin sohbeti Kur’an-ı mübin’in asıl tefsiridir. Hâkikat tefsiri budur.

Bir nefes merdan-ı Hüda dinlemek, bilmem ne kadar nafile ibadetten hayırlıdır. Merdan-ı Hüda sohbeti insanların düsmanını öldürüp onların hâkikatını meydana getirir.

3. HATME (i-HACEGAN) : Bizim tarikatımızın dört rüknü vardır:

Bizim tarkimiz tarik-ı şeriattır.
Bizim tarikimiz tarik-ı sohbettir.
Bizim tarikimiz tarik-ı hatme’dir.
Bizim tarikimiz tarik-ı rabıtadır

Bizim tarikatımızın sıhhati hatme’dir. Bizim tarikatımızın nimeti hatme ile tamamlanır. Hatme, sohbet ve rabıtanın da aletidir. Büyük hatmemizde 360, küçük hatmemizde ise 333 hatim sevabı vardır. Bizim tarikatımızın zikir meclisi hatmedir. Hatmede zikir, fikir, rabıta, sohbet ve türlü nimet mevcuttur.

4. RABITA : Rabıta Rab’tandır. Terbiye edicidir. Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’tan adalet buyrulan Rahim ve Rahmanı ile, bunun selahiyeti ile, rabıta ruhun hakikatını meydana getirir. Onlarda öyle bir ihsan, adalet var ki, onlar seni her bir habasetten (pislikten) beraat ettirir. Her bir noksanını ikmal eder.

Her bir nezafetini tekmil ederek sahibine kavuşturur. Allah(C.C.)(C.C.)’ın ihsanı hududunda seni ihya, inşad edip sevindirecek iltifata mazhar ederek cemale kavuşturur.

Kurtuluş, işte mürşidin, rabıtandır. Suğlün (gönlü ve kalbi meşgul eden düşünce ve gailelerin) olur, huzursuz olursun, ne olursan ol şeyhinin muhabbetini unutma ki şeyhin de seni unutmasın.

“Unutma beni unutmam seni Unutursan beni unuturum seni”

Bir mürid şeyhini unutursa nefs ve şeytan onu baştan çıkarmaya başlar. Neticede öyle bir hale getirir ki, Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin.

Gaflet, rabıtanı unutmak; sadakat ise rabıtanı unutmamaktır.

Mürşidi kâmilin hatırlandığı yerde zerre miktarı, zahir ve batınında, muhalif olmaz. Çünkü onlara Allah(C.C.)(C.C.), zahir ve bâtınını bildirmiştir. Hatta şu ayeti kerimenin manasına onlar aşinadırlar: “Vel evveli vel ahiru vezzahiru vel bâtın.”

Mürşidi kâmilin vücudu Rasulullah Efendimiz’in kabri şerifidir. Hem de bu vücut beytullahtır. Onun için mürşidi kâmilin elinden tutan bir müslümanın günahı, kul hakkı dahil affolur. “ilmi ledünni bir verak, pirimde ol san gizlidir.”

“Rabıta, rabıta, aman rabıta, heman et rabıta.. Müptedi âleminde (ilk zamanlarda) müridin hayatı mematı ( ölümü) rabıtadır.

Müptedi zamanında ilmin noktası mürşittir. Senin rabıtan şeriattır. Rabıtanın şerefini muhafaza et. şeriatın nurunu muhafaza et. Aklına geldikçe rabıtana muhabbetini unutma. “Emri bil maruf”u unutma.şeriat terazisi elinde olsun, daima fiilini tart. Hem de ne söyleseler inan, amenna, Allah(C.C.)(C.C.) her şeye kadirdir, de..

ilmin noktası rabıtadır. Senin müşkülün rabıtanda hallolur. Rabıtaya malik olunca, mürşidi kâmil Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır. Allah(C.C.)(C.C.) kapısı açılınca sen geçersin kâmilin kalbine.. Bu sefer sultan olursun. Sultandan mana ise mürşidi kâmil hakikattir; Allah(C.C.)(C.C.)’ın afaktaki tecelliyi suri ve enfüsteki tecelliyi manevisini görürsün. Allah(C.C.)(C.C.)’ın rızasını kazanırsın. Bu sefer, bu vasıta ile Hâlik’ının hâkikatına dahil olursun. Yani Allah(C.C.)(C.C.)’ın sıfat-ı hâkikatına malik olduğun gibi, Allah(C.C.)(C.C.)’ın hâkikatı, beseriyetini kendi azametine alır. Bu defa, adeta senin hizmetini Allah(C.C.)(C.C.) işler. Bundan sonra Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatında mahvolursun. Pervanenin ruhunu ateşe bahsettiği gibi, Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatından alır, Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatına teslim edersin.

“Ve enibu ilallah”

fermanında, sizler biz azimüşşanın hakikatına malik olmak için, Habibime biat edin. Habibimin emri olan, varisi olan velilerime de biat edin buyurulmuştur. Vakti saadette Habibine biat eden sahabe efendilerimiz, vakti saadetten sonra da Sıddık-i Ekber Efendimize hilafeti verip biat ettiler.. Böyle böyle,şah-ı Nakşibend Efendimize,imam-ı Rabbani Efendimize hilafet lütfedildi. Onlar Barigahı Muhammediye makamına dahil olunca, ilmi ezelide, esma sıfat halk olmadan evvel, o makam ne gibi bir makam ise, iste o makama dahil oldular. O makamdan beşeriyetlerinin kabı ne kadar nuru hakikat almışsa, tamamiyle kablarını doldurdular ki, artık onun şerhini dil söylemekten acizdir. Onun için :

“Tarikat halini sorma muhaddisten müderristen.”

Daha henüz Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.) esma-sıfatı halk etmezden evvel, Habibiyle beraber, noksan sıfattan beri olarak Habibini ihya (diriltip), inşad (sevindirdiği) ettiği makam. O makama şah-ı Nakşibend Efendimizden başka dört evliyaullah daha dahil olmuş ise de hiçbiri kabul olmamış. Noksanlık yapmışlar. Lakin şah-ı Nakşibend Efendimiz fevkalade kabul olmuş. Đste bizim tarikatımızın dersini o makamda Hazreti Fahri Alem Efendimiz Hazretleri şah-ı Nakşibend Efendimize emir buyurmuştur. Malum.. Onun için bizim tarikımız tarik-i nazenindir. Yani nazenin ki, misli yoktur. Bizim tarikimize teşbih hiçbir tarik yoktur. Amma Nakşi tarikatları çok çesitli. Aşikare çekenler, kalben çekenler benim sultanım. Kalben çekenleri de yüz, iki yüz, beş yüz ve neticede bin tesbih
benim sultanım. Başka tarikin, başka kolun usülü ayrı. Bizim kolumuzda başka esma çektirmezler. Kalben Allah(C.C.)(C.C.) Allah(C.C.)(C.C.).. Allah(C.C.)(C.C.) lafzında ise bütün esma mevcuttur.

Bizim tarikimizin (kolumuzun) usulü hiçbir tarikde yoktur. Bizde nafile ibadet yoktur. (on iki yıllık ibadete bedel olan) evvabin namazı ile (yatsıdan sabaha kadarki bütün ibadete bedel olan) teheccüd namazından başka.. yatıp kalkmadan da, yatsıdan sonra kılacaksan, (böyle kılınca da) tamamıyle kılmış olursun.

Hiçbir tarikte bizim tarikimizin usulü yoktur. Hiçbir tarikin guslü yoktur. Eğer bir müridin mukadderatı, tarikata hakikaten bağlı ise onun guslünden sonra, o vücutta zamanıyle islemiş

olduğu masiyetten (günahlardan) hasıl olan zulmeti o su ile birlikte akıp gider. Allah(C.C.)(C.C.) o vücudu temiz, tahir eder. Göbekten yukarısını da Allah(C.C.)(C.C.) boyası ile o vücudu boyarlar (sıbgatullah). Artık o vücut boyandıktan sonra ona hariçten hiçbir şeyin tesiri olmaz. Dahili de öyle bir hale gelir ki, hariçten iktidar alamaz. Hariçten iktidar alamayan bir vücudun dahilinden hasıl olan melanetinin de bir kıymeti yoktur. Đste bizim tarikimizin usülü böyledir. El tuttuğun andan itibaren de geçmiş günahların, kul hakkı dahil, affolmustur. Seni göreyim bir daha günah işleme benim sultanım.

Günah işleyen bir müridi atarlar sahrayı melamete; sahrayı melamet süfliyettir, çok meşakkattir. Artık orda çok cefa, zahmet çeker. Eğer tevbe edersen ne ala, tevbe etmezsen azabını görürsün. Tarikatın azabı da dünyada olur benim efendi şahım. Namazda sehvine secde ederler, hem namazın tamamlanması, hem de ceza olarak. Cezanı çekmezsen mesul olursun. Sehiv secdesi ile hem cezadan kurtulur, hem de namazın noksanını tamamlarsın. Sahrayı melamet de böyledir. Cenabı Allah(C.C.)(C.C.): “ La yuhibbullahil battalın” buyurmuştur. Yani battal (tembel) olanlara bizim muhabbetimiz olmaz diye emretmiştir.

“Eğer talib isen yare Sakın aldanma ağyare”

şayet bir mürid, tarikatta noksanlık yapmazsa harçlığını cebine korlar, gıdasını melekler önüne getirir, vücudunda da bir arıza olmaz. Göreyim seni noksanlık yapma.şayet noksanın olursa, yahut fevkalade bir himmet ile derecen artacaksa, bu sefer mesakkat, mihnet olur. “Yapma noksan, çekme mihnet” benim sultanım.

insan insanın rahmanı, insan insanın seytanıdır. Yaramazlar şerrinden Allah(C.C.)(C.C.) cümlemizi muhafaza buyursun.

“Ey birader gir sadakat mülküne
Yakışır sıdk u sadakat mü’mine
Bahusus derviş olan sadık gerek
Ta ki olsun ehli sıdkla müsterek.”

Bizim tarikimizin usulü, rabıtandır, rabıtandır, rabıtan gardaş beylerim. Buyururlar ki “elif ko ba nişte”. Yani elif oku da bayı okuma. Yani sana ne emredilmişse ona devam et, hizmetini emir hududunda gör. Emrolundu ki, evvabin, teheccüd kıl, onu kıl. işrak kılma emrolundu, onu kılma. Daha gerisi bu ki, Allah(C.C.)(C.C.) Allah(C.C.)(C.C.) demeye devam et ki bir an evvel kalbin Allah(C.C.)(C.C.) desin.

Gönlünde olan halin tarikata, şeriata uygun ise, emin ol ki senin dermanın da odur. Çünkü herkesin hizmette bir usulü, hali var. Rabıtaya oturduğun zaman da de ki,şeyh Efendimizin vücudu Ravza-i mutahharadır: de ki Beyt-i Hâkikattır. Çünkü insanların zannı nasılsa Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.) nimetini öyle verir. Çünkü bize Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu mürşidi kâmildir.

Mürid için lazım olan mürşidi kâmile muhabbet; oldukça tarikatın,şeriatın şerefine yakışmayan hallerden kaçmak, halü harekatını tarikatının şerefine tabi tutmaktır.

“Beklerim kapusunu boynumu eğip giryanı zar Umarım ki rahmeder bu ahıma efganıma.”

Müridlik acizliktir. Herkesi yüksek, nefsini de alçak görmektir. Kimsenin ayıbını görmemektir.

“Methe layık pirimiz, zemme layık nefsimiz var.”

Çünkü aynaya bakınca herkes kendi şeklini görür. Allah(C.C.)(C.C.)’ın en sevgili kulu, acizliğini bilen, kendini zelil ve fakir bilendir. Bu acizlikle aynaya bakarsan Allah(C.C.)(C.C.) da ona göre ihsan eder.

“Mir’atı Muhammed’den Allah(C.C.)(C.C.) görünür daim.”

Onun için : “Kapunda kul var sultandan içeru.”

Toprakta, toprağın altında bir ihsan var ki, bütün nebatat (bitkiler) topraktan meydana gelir.

Onun için, toprak gibi mahviyet sahibi olmak lazım. Toprak ahlaka işarettir benim sultanım. Müridde cezbe hali olur. Bu hal iradeyle olmaz ama o hali kendi iradenle tebdile bak. Mürşidler bu hali tebdil ederler ama o zaman bunun aksi sende zuhur eder. Yani o aşkın bir de kabız hali olur. Böyle hallerde aklınla müşavere et. De ki, akıl gel buraya, ben beşerim, gafilim. Sen ruhdan iktidar alırsın. Ben ise anasır zıddiyetinden iktidarımı alırım. Anasırı zıddiyet ise berzahtır.

Ruhdan zuhur eden nurun ala nurdur. Acaba ben bu işi işlersem, yahut işledim de sonunda ne ile beraat ederim? Ne zamanki onu noksan bilerek sahibine teslim edersen, sahibi senin derdinin dermanı olur.

işte böyle, mürşidi kâmil, müridi kendi haliyle terbiye eder.

“Pehlivan-ı cihan başar başılır Bu meydandır bunda merdaneler var.”

Hâkikaten sen bir pehlivan-ı cihansın, yıkıldın diye pehlivanlığı senden çekip almazlar. Bugün yıkılır yarın yıkarsın. şart,şeriat terazisi elinde olsun.

Bir insanın gönlüne bir hatara gelir, az bir zamanda onu defederse çok büyük feyiz alır. Bir müddet sonra beraat ederse yine feyiz alır. Çok bekler de ondan beraat ederse, o da menfaatlidir.

Zaman icabı hariçten, hariç olanlardan dinimize, tarikatımıza karsı akseden düşmanlıktan gönlümüze ağırlık gelmesin. Zamana tabi olalım. Sen kendi derununda olan Đslamiyetini sakla, unutma, Tarikatının şerefini unutma. Her nerede darda kalırsan, düşman karşısına gidersen korkma. Kalbinden , böyle usulca, “Medet ya hazreti pir, medet ya hazreti pir” de.. Onun yüzüne karşı, kalben, “Medet ya hazreti pir” de, ona hiç duyurma. Bu şekilde nefes et onun gözüne. Bu
onun gözünü kör eder mutlaka.. Siz Hazreti Pir’i unutmayın, O elini değil, başını uzatır benim sultanım.

Kalbinde bir muhalif hal zuhur ederse yahut senin için zahirde seni fesada verecek bir muhalif hal zuhur ederse efendim, sahibine dayan.. Medet ya hazreti pir, de; aman ya Rasulullah, de; yahut, aman ya Rabbi, de. Bunların hangisi kolay gelirse, gönlünden onu söylemeye devam et. Bunların üçünün de birbirine farkı yoktur. Çünkü esmadan kuvvet alan medet ya hazreti pir, der; sıfattan kudret alan aman ya Rasulullah der, zattan iktidar alan da, aman ya Rabbi, der. O bizim elimizde değildir. Hangisi zorlamadan dile gelirse ona devam et. Đcap eder, bir muhabbet, bir sevgi, gönlüne bir rahatlık gelirse onun için de, ondan da Allah(C.C.)(C.C.)’a sığın. Bu nefs tarafından bir hiledir, benim neyim var ki, ben neyime güvenirim. Dışım zulmete gark olmuş, içerim de ten mezbeleliği diye düşünüp “ Aman ya Rabbi, estağfirullah” de.

Mürşidi kamil müridin miraç merdivenidir.Bir müridi, mürşidi kâmil hakikat beşiğinde yatırır. Sol memesinin dört parmak üstünde bir sır memesi var, terbiyet memesi.. O memeden müride günde bir kere süt emzirir. O süt tecelliyi zatiyi celbedecek cazibedir.. O sütü emen bir vücud, neticede şüphesiz Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ı görecektir. Fenafillah makamına kadar iki yaşında bir sabi (körpe çocuk) olan mürid, fenafillah olunca, Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretinden bir ilme mahir olur. Onun için beylerim, rabıtamızı unutmayalım. Her nerede olsak “ aman ya Rabbi” yi unutmayalım. Aman dediğimiz zamanda, rabıtamızın yüzüne bakarak: “Ene sehri Medine’tün bab-ı Ali’yyun” gibi, rabıtamızın yüzüne bakarak diyelim ki, rabıtamız bizden kelamımızı alıp hemen Risaletpenah
efendimize teslim ede. Risaletpenah efendimiz de Hakikat’e teslim ede. Hakikat kapısından
mana, nimetin izharına bir seddir, engeldir. Kendisini fiili, ameli ile tanıtanı o kapıdan içeri alırlar. Tarikatın esrarı, mürid her şeyi rabıtasıyla yaparsa, “Vettegullahe lealleküm tuflihun” fermanın gereğince, onun her yediği, içtiği onun için rahmeti celbeder.

“Canım gurban olsun gadir bilene”

Sen mürşidi kâmilin muhabbetini derununda sakladığın zamanda demek mürşidin gadrini bildin. Bu sefer mürşidi kâmil de senin her derdinin dermanı olur.

Mürşitsiz müşkil hallolmaz. Bizim bu yürümemiz ile de Allah(C.C.)(C.C.)’a ulaşılmaz. Mürşidin varsa, o senin koluna girip yürümeye iktidarın olmasa da, seni menziline ulaştırır.

Mürşidi olmayanların ekserisi tarikata muhalif olup inkar ederler. Alim ise adaba muhalif olur, ilmine mugayir olur. Yok cahil ise, onun da hakikatini söndürür. Tarikat Resulullah efendimizin emridir. Onu inkar eden münkir olur. Battal olanlara Allah(C.C.)(C.C.)’ın muhabbeti olmaz.

Tarikatın karı, kemali rabıtadır. Mübtedilerin derdinin dermanı rabıtadır. Rabıtası sağlam olan, yani mürşidi kamilin emrine muhalif işi olmayanın berzah ile alakası yoktur. Berzah denizin girdabına benzer. Çok mahir bir kaptan ister ki kurtarsın.

Himmet, hizmete rabtolunmustur. Hizmet şarttır. Hizmet amelen de hizmettir, bedenen de hizmettir, malen de hizmettir, hangisi olsa hizmettir. Hizmet rü’yettir.

“Baba himmet, oğul hizmet.”

Evliyaullahda havf, hüzün olmaz, sual, hesap olmaz. Evliyaullah daima Allah(C.C.)(C.C.) ile beraberdir. Çünkü Allah(C.C.)(C.C.), onda celis olmuştur. Cebrail, israfil, Mikail, Azrail ve Hızır aleyhisselam evliyaullahın emrindedir. Evliyaullah müridin zahirini, batınını, evvelini, ahirini, derdini, dermanını, vücudunda kaç kıl olduğunu bilir. Allah(C.C.)(C.C.) onlara bildirmiştir. Ona göre halimizi idare edelim şahzadelerim..

Mürşidin bir milyar müridi olsa, hepsi de ayrı ayrı yerlerde bulunsa, mürşid onların her birinin her halini bilir.

Bir müridin mürşidine, rabıtasına inkıyad olursa (emrine uyarsa, yani sebatı olursa) emin olun mürşid müride sahip olur. Onun noksanını bildirip, bir vesileyle isaret verir. Bu bir ihsanı ilahi ki, bir nimettir ki, hatır ile, para ile olmaz. Bu bir merhameti ilahidir. Merhamet buyurur da bir mürside evlad olursun. Velayetinde varis olursun. Evliyaullah vefat etse yine o nisbeti, feyzi müridine adalet buyurur. Mürid ölse de, yine feyzi alır. Müridin terakki, terfii feyiz iledir.

Ruh gayrimahluktur. Amma evliyaullahın hizmetine geçip terbiyesine girmedikten sonra kemaline, iktidarına malik olmaz. Ruh, evliyaullahın sohbetini dinlemedikten sonra halinden haberdar olamaz. Ruhun hakikatına malik olunca, beşeriyet, noksan sıfat, ten mezbeleliği ve
anasır zıddiyeti zail olur. Akıl mecazdan külle geçer. Yine kuldur amma, Allah(C.C.)(C.C.)’tan iktidar alan bir kul olur..

“Zikri fikri ibadet ile varılmaz bu yola
Hizmetinde daim ol seyhin rızasın dile.”

işte bu hallerin tamamı mürşidin rızasına bağlanmıştır. Rabıtanın nuru ve sayesini celbeden mürid bir ihsana erer. Bu lütfun aleti, sermayesi de rabıtadır.

“Ve rabitu vettegullahe leallekum tuflihun.” ayeti kerimesi rabıta ayetidir. Rabıtanın ra’ sı ru’yetullah, ra’yı çeken elif de Allah(C.C.)(C.C.)’a karşı aciz olup da “aman ya rabbi” demektir. Onun için, rabıta ile yediğin yemek, gördüğün hizmet seni rü’yetullaha götürür.

“Külli şey’in sebeba.” fermanı gereğince, rabıta, nimet ve feyzin, cemalin vasıtasıdır. insanlar, hülusunun barını (meyvesini) yer. Baktığını, gördüğünü mürşidin bilirsen, rabıta feyzi alırsın. Sende bu hal bir mürşid muhabbeti meydana getirir. Bu muhabbet ile hem imtihandan beraat eder, hem de feyze nail olursun.

Rabıtası olmayan, rabıtaya münkir olan, ten mezbeleliğine mağlup olan müslümanlar da zannederler ki, ben de Cenabı Hazreti Allah(C.C.)(C.C.)’ın emir buyurmuş olduğu, vaat buyurmuş olduğu nimetlerine malik olacağım. Hakikat sahipleri buna buyurur ki: Heyhaaat!..

Hakikaten beyler, iyi yiyin, iyi giyinin, saltanatlı olun, çok zengin olmaya çalısın. Allah(C.C.)(C.C.) namerde muhtaç etmeye, Habibi hurmetine adayı bedkare muhtaç etmeye.

Emin olun, rabıtası olan, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) öyle buyurur, rabıtası olan her halinde felaha dahildir. Evet, mürşid ile görülen hizmet- bu biraz zahire muhaliftir amma- mürşid ile görülen hizmet insanı irşad eder, şadan eder. ihvanın birisi yemin etti ki “Evet her cigara içende feyz alırım, rabıtayla içerim, hikmetullah, o tütün bana, vücuduma bir safa getirir. Acaib bir muhabbetim olur.
Öyle halim olur ki, zannederim ki karşımda hazreti mürşidim cigara içiyor, dahası ben kendimi unuturum benim sultanım.

Elhamdulillah şimdi biz birbirimizin mürşidiyiz. Böyle olunca senin kârın benim, benim kârım da senindir. Onun için müridin birbirine karşı noksanı olmaz.şimdiki zamanımız zahirde biraz müşkilatlı, muhalif görünür ama, ihvanlar için çok yüksek, selametli bir gündür. Bizim mürşidle rimiz müridi şu zamanda fenafillah makamına dahil olsa bile ona halini bildirmezler, bir perde çekip örterler halini. Çünkü bu zamanda hal idaresi çok çetindür. Fahr-i alem efendimiz buyurur: Derler ki , ya Resulullah insanlar ne ile zengin olur? Buyurur ki: Temkin iktisatla.. Tarikatta da temkin iktisat sarttır.

“Bir yüzü nurudur biri narıdır
Ariflerin bu bir büyük kârıdır”

Nurundan mana seni feyze garkeder, narı ile de vücuduna bir celal çeker ki, o nuru senin kalbine yerleştirinceye kadar.. Sen aldığın, görmüş olduğun hizmetten zerre miktarı bir varlığa düşmeyerek onu tamamiyle illetsiz, kılletsiz, zilletsiz noksansız sahibine teslim eder. Bir yüzü narından mana odur. Bir yüzü nuru ki, sana feyzeder. Sen o feyzi hazmedeceksin.. Amel varlığına düşenler olur. “Yevme layenfeu” buyururlar. Diğer müritlerde olan hallere haset eder, “Bunların daha alası bende olmalıydı” der, neticede münkir olur. Yahut kendisine bir hal gelir de o ufacık hale aldanıp hilafet dava eder. Mürşide hezeyan sözler söyler. Böyle olanların içini dısına çevirirler de münafıklığı aşikare çıkar. Zaten böylelerine Hazreti Pir keyfine hareket ederdi Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin..

Bunlar bize birer alettir. Az çok temkin şarttır. Đcabeder ki, nefs insanlara neler düşünüp ne tuzaklar kurar. Bu tuzakları fiile getirmezsen, kalbinde tülu eden bir muhalif haline de “Aman Ya Rabbi, estağfurullah” dersen, “medet hazreti pirim, yetiş imdadıma“ dersen, mürşidi kamilin ayaklarına (kalben) sarılıp rica edersen, korkma..

“Mana zarar ayni ila gayrikum Uksumi billahi ve ayatihi”

Yani mürşidi kamile ettiğin rica Allah(C.C.)(C.C.)’tan başka bir yere gitmez, Allah(C.C.)(C.C.)ın zatına gider. Çünkü mürşidi kamil Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır. Biz cemalullahı mürşidi kamilin yüzünden göreceğiz. Her bir Allah(C.C.)(C.C.)’ın rızasını mürşidi kamilin rızasıyla kazanacağız beylerim. Mürşidi kamil, müridin yeyip içtiğine nazar buyurmadan yedirip içirmezmiş. Bazen de müridin damağına lezzet veren bir yemeğe de bir himmetleri olurmus: O yemeği yemek bir mesakkat olurmuş ki , o yemeğin lezzetinden nefs gıda almasın diye benim sultanım.

ibadetin ruhu zikrullah, zikrullahın ruhu da mahviyettir. Mahviyet müride alet olunca, o mürid mürşide emanet olur. Güneşin nuru nasıl insanları her taraftan kuşatıp ihata ederse, bu sefer, mahviyet sahibi müridi de mürşidi kamilin rabıta nuru ihata eder. Mürşidi kamil, rabıta nuru ile müridin maneviyatını ihata edince, daha dünyadan, yani topraktan, afaktan,şeytandan, yaramazlar şerrinden bir kötülük aksetmez.

Bir evliyaullahın bir günlük ameli, bir milyar müridi olsa, her biri ömrünün sonuna kadar hep günah isleşe, hepsini tartar. Bir evliyaullah, bir nefeste bu mahlukatın nefesinin adedince Allah(C.C.)(C.C.) der. Onların hiç huzursuz hali olmaz. Onların huzuru bu aleme yeter. Onların nuru, feyzi altı ciheti ihata eder. Onlar göğün direği, yerin mıhıdır. Ama Allah(C.C.)(C.C.), herşeyi vasıta ile halkeder. Evliyaullahın iktidarı, bu devirde kendinde değil.. Resulullah Efendimiz ne emrederse onlar o hizmeti görürler. Emretmezse hiçbir şey yok.isterse evladını ateşe atsınlar. Yalnız, müridin idaresi başka, Allah(C.C.)(C.C.)’ın emri böyle beylerim.

“Yüzünde yazılı seb’el mesani”

Seb’el mesani fatihayı şeriftir. Fatihayı şerifin manası ne ise, mürşidi kamil evladına o manadan himmet buyurup feyiz verir. Başka tarikatlarda yoktur bu; evvelinde yirmibeş defa estağfirullah dersin, beş defa Elham okur makamlarına (ders tarifindeki şekli ile) hiybe edersin, bu hiçbir tarikte yoktur.

Bizim tarikimizin rabıta tarifesi böyledir:

Hazreti Pir bir altın kürsü üzerinde oturmuş, mübarek yüzünden adeta ayın onüçü-ondördü gibi olan cemalinden, ayın o şuleli zamanındaki gibi bir nur hasıl olup seni ihata etmiş. O mübarek yüzünün nuru seni ihata etmiş, her nefes aldıkça o nur kalbine gidiyor, nefesini dışarı verdikçe de bir siyah zulmet çıkıp senden uzaklaşıyor. Nefsini de bir uyuz it şeklinde atmışsın önüne, şeriat kamçısı ile başından aşağı vurup terbiye ediyor. Kalbini de bir altın tabak içinde tutmuş, mübarek iki kaşı arasından baş parmağın kalınlığında akmakta olan o feyzi ilahi o kalbini temiz, tahir, safi ediyor. Sen de aynı o mübarek cemali seyrederek tesbihini çekiyorsun. Çünkü cemalullahı o yüzden göreceksin. Tesbihini de o yüze bakarak çek ki, o yüz, Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 6.BÖLÜM


Hiçbir kitapta yazılmayan, hiçbir ağızdan işitilmeyen ve bütün zamana latif ıtrı sinmiş bu gülün ruhlara hayat veren kokusundan bir nefes aldıktan, sohbetlerinin lüzum görülen bazı bölümlerinin naklinden sonra, yeniden Paşa Hazretlerinin siyretine yöneliyoruz:

Gençliğini, servet ve zamanını, bütün mevcudiyetini tarikatı ve o tarikatın mürşidine feda etmiş, fedakarlıkta bulunduğu şeyh, öyle bir mürşid ki, Paşa Hazretleri şöyle buyurur:

“Kutbul irşad, gavsı azam ve kutbul aktab makamlarının üçü de zatının tapusudur. Bu sebeple de, bu en büyük üç makamı uhdesinde bulundurduğundan “müceddid” gelecek idi, ama hikmetullah, müceddid zahirden zuhur etti. Hazreti Pir’in saye ve kemali öyle bir hadde ulaşmıstı ki, insan ve cinlerin mürşidi olduğundan “ mürşidi sakaleyn” ve bütün mahlukatın rızıklarının taksim edeni bulunduğundan da “kasım-ül erzak” ünvanlarının sahibi idi. Süleyman aleyhisselamın tasarruf ve saltanatına batında ulaşmış bir Allah(C.C.)(C.C.) eri idi.”

Kırkbeş yıl, yaz kış, gece gündüz şeyhine hizmet etmiş, Keleriç köyündeki malları ile servetini tarikatine sarfetmiş, seyyidlik seceresini, soy varlığı hasıl etmesin diye, bir duvarın deliğine sokup üzerini çamurla sıvayıp kaybetmiş, iki sene gece gündüz Seyhinin koluna kolu bağlı vaziyet teslimiyet örneği vermiş, öyle bir riyazete tabi tutulmuş ki, ışıldayan iki gözünden başka vücudunda maddi bir eser kalmamış, ihvanların dertlerini giderip çilelerini yüklenmeyi vird edinmiş bir mürşidliğin seyri ile “iki aslan bir posta sığmaz, ya sen Erzincan’dan çık, yahut ben çıkayım” diye icazet almış ki bu hal, şeyhi ile aynı derece ve makama gelenlere lütfedilen bir

icazet şekli olarak kullanıla gelen bir ifade imiş.. Öyle bir tasarrufa ulaşmış ki, Piri Sami hazretleri: - Beşir Efendi teveccüh yapsa, bütün ihvanın bize olan rabıtası kendisine meyleder, onun için sağlığımda bu dergahta ona teveccüh yaptıramam. , buyurmuştur.

“Himmeti evliya bize yar iken
şahı Nakşibendi ser hünkar iken
Muhammed Beşir’le Dede Paşa var iken
Kabe kavseyn’e dek seyranımız var”

Usulüne asla ve kat’a bid’at karışmayan bir yolun böyle bir mürşidinin yetmişsekiz yıllık bağlısı ve hizmet ve nisbet yürütücüsü Dede Paşa hazretleri, böyle bir mürebbi tarafından – içinde bulunduğumuz zamana hükmetmek ve gelecek olan mübarek devre emaneti devretmek üzere- yetiştirilen marifet ve velayet sultanıdır. Öyle bir sultan ki, gayesi kulluk.. Öyle bir sultan ki, tebaına hizmet etmek onun için iftihar vesilesi olmuş. Öyle bir makam ve dereceye ulaşmış ki, orada, o iklimde tarikatı, bağlıları ve yakınları ile bütün müslümanların çilesini yüklenip onların yürüyeceği istikameti tayin etmiş ve bütün insanların hidayetine yol açacak hizmet ve gayrete işaret edip himmette bulunmuştur. En büyük mürşidlere has olan bu delaletini sezip de o yolda hizmet edenlere Cenabı Hak yardımcı olsun.

Müceddidin zahirden gelmesi ile Mehdi hazretlerinin teşrifi arasındaki zamana ait olan keyfiyetler hakkında hiçbir büyüğün bahsini bile etmediği öyle haller vardır ki, içinde bulunduğumuz bu zamanda, o hallerin bilinmesi ile pek çok müşkil hallolmuş ve pek çok lüzumsuz çekişmelere hacet kalmamıştır. Sadece Paşa hazretlerinden duyulan bu hükümlerden bazıları kısaca şunlardır:

- Müceddid zahirden gelince, dini hükümleri yıkar. Onun için maneviyat idaresi de bazı yeni tedbirlerle bazı tasarruflarda bulunmuştur.

- Her şey zamana göredir, bu zamanda zahir adabı kaldırılmıştır.

- Evliyaullahın müridlerinin idaresi dışındaki selahiyeti alınmış ve bu selahiyetin tamamı Resulullah Efendimizin zatında toplanmıştır.

- Seyri süluk kaldırılmış, esasında, ayrı ve özel bir usule tabi tutularak zahir gözünden gizlenmiştir.

- Bu zamanda hal gizlenmiştir. Hal idaresi pek çetin olduğundan, pek müstesna bazı ahvalin dışında, kaldırılmıştır.

- Bu devirde, evlat ve ailede olan imani ve tatbiki noksanlıklardaki mesuliyet de kaldırılmıştır. (Bir defa ikaz etme ile devamlı gayret etmek ise şarttır.)

- Bu devirde islam için yapılan en küçük hizmet, islam hükümlerine muhabbet hududundaki birleştirici her gayret, Allah(C.C.)(C.C.) ile olun emrinin sırrına mazhar kılınmış, bu irade, hizmet ve gayretler, Resulullah Efendimizin saadetli zamanındaki tebligatına yapılmış yardımdan sayılmıştır. - şimdi siyaset zamanıdır, siyaset ise şarttır. Allah(C.C.)(C.C.)’ın, Habibinin ve velilerin de siyaseti vardır. Siyasetimiz islam siyasetidir.

- Mehdi hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar.
- Bugünkü müslümana kalsan olmaz, amma, Allah(C.C.)(C.C.)’ın izniyle olacak
- Evliyaullahın büyük çoğunluğu Türkiye’dedir.
- islam aleminin reisi Türkiye’dir ve Türkiye olacaktır.
- Bu devir mezhep devri değil, meşrep devridir.
- Teheccüd namazı kılma gibi bizim kola ait usuller de ayrıdır.

“Kadiri tarikatında tevbe guslü yoktur.Kadiri’den ders almak isteyenlere gusül de yaptırırız ki, her iki tarikin feyzine nail olsunlar benim sultanım.” buyuran bu şefaat madenini anlatmak ne mümkün.

Geçmiş ve halihazırdaki her büyüğün ahvalini iki-üç kelamın içinde bildiren,
zamanımızdaki tarikat büyüklerinin makam ve mertebelerini, delaletlerden anlayanlara hemen belirten, velayet ve büyüklük davacılarını da yakınlarına, yine delaletlerle, tanıtan; zahir ve batın alimlerini, o misilsiz mahviyet üslubu içinde ve her halükarda hapteden bu yüce mertebeyi nasıl ve ne şekilde ifade edelim.

“Bizi, bizim vefatımızdan sonra anlarsınız, kılıç kınında iken kesmez ama, o kından sıyrılınca turnalar hangi göle konarmış görürsünüz”, buyurmasının hikmeti her geçen gün biraz daha açıklık kazanmıyor mu?

“Alimler, mevlit sahipleri, Resulullah Efendimizi methetmişler. Lakin Resulullah Efendimiz onların ifade ettikleri gibi midir? Onlar halkın hazmı nisbetinde anlatmışlar. Halbuki Risaletpenah Efendimiz, her an Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatı iledir, her zaman mirac-ı şeriftedir, benim sultanım.”

işte tıpkı bunun gibi Paşa hazretlerini hem bizim anlatabilmemiz imkansız, hem de anlatan olsa bile hazmımız mümkün değil. Bu sebeble O’nun velayetini herkesin idrakine ve bağlılarının muhabbetine havale ederek çesitli konulardaki sohbetlerinden bir kısmını atasözü denilen kısa ve veciz beyanlar halindeki kibar kelamları arasında ve daime kendi ifadeleriyle aynen sunuyoruz:

“Benlik berzahından azad olmusuz
Her bir sohbetinde irşad olmusuz
Böyle bir sultana evlad olmusuz
Daha bundan büyük ne şanımız var.”

- “Bismillahi hayrer razıgin”
- Destur ya hazreti Pirim

Elhamdülillah, siz nimetin akıl kabul etmez bir hali zamanına rastladınız. Siz eski tekkelerin zamanında meşayih huzurunda, haddinize mi düşmüş ki, zerre miktarı bir noksanlık yapaydınız! Az kaldı ki nefsimi Nuri Efendi döğecekti. O zamanlar, eski ihvanlar yenilerini yanına çekip, dersini, hizmetini nasıl yaptığını sıkı bir kontrole tabi tutardı. Bize Hazreti Pir emir buyurdu ki, Dede sen teheccüdün evvelki iki rekatında beşer “Kulhüvallahü” oku, ikinci iki rek’atın evvelinde yedi,nihayetinde de beş “Kulhüvallahü” oku. Nuri Efendiye böyle kıldığımı anlatınca, üzerime yürüyüp:

Sen tarikata bid’at mı sokuyorsun?diye beni döğecekti de, Efendim, senin mi sözünü tutayım, yoksa Hazreti Pir’in sözünü mü tutayım? diye yakamı elinden zor kurtardım, benim sultanım.

O devirde çok kıymetli ihvanlar vardı. Gerek Tercan’da, gerek Bayburt’ta. Gelirlerdi de kasem ederim, sabaha kadar Dergah-ı şerifi tavaf ederlerdi, kış, soğuk, ne olursa olsun, benim efendim. Öyle anlaşılmalı ki, hatme okunacak, sohbet olacak, olur ki, başka misafir gelir.. Hazreti Pir tabii onun gönlünü memnun edecek! Elhasıl Hazreti Pir teşrif buyurup da bütün ihvanlar yattıktan sonra, kalkar, Dergah-ı şerifin etrafını tavaf edip öyle ihvanlık yaparlardı.

( Paşa Hazretleri bizzat yapmayı vird edindiği bu amelini ihvanlar diye başkalarına mal ediyor.) şimdi ise Elhamdülillah, o ihvanlardan şimdiki ihvanlar çok yüksektir. Niye mi? Onların zamanında ebem de yapardı. Çünkü zerre miktarı haram lokma yoktu. Gidersin çarşıya her taraf ihvan.. Bir muhabbet alemindesin. Dönüp gelince, bir sohbet buyrulur. Bütün evdekiler de zaten ihvan, muhabbet sahibi..Gelirsin Dergah-ı şerife ki zaten cennet, tevbeler olsun, suyu, yemeği, Vallahi cennet taamı.. Benim sultanım.şimdi o sözlerin hiçbiri olmadığı gibi, çok selametli bir zamandır.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 7.BÖLÜM


- Hulusunuz hududunda şadan, irşad olasınız..
- Kişinin çektiği kendi amelidir, ameli!.
- Talibi Allah(C.C.)(C.C.) olanların noksanı olmaz.
- Can vermeyince canan alınmaz.

Gurban olurum evliyanın kemaline. Bazı haller var ki, akıl ermez, emin ol benim şahım. Geçmiş zaman, bunu nefsim gözümle görmüşemdir. Gümüshane’ye gidiyoruz.. Öyle uzun bir yılan ki, acaip bir hal ile geliyor, öyle kalın bir mübarek. Geldi, yola inmedi, az bir mesafe kalınca, böyle yarıya kadar dikildi. Hazreti Pir geçene kadar öyle ayakta durdu.. Evliyaullahın hali başka.

Böyle nice acaip garaip haller görmüşümdür. Kanaat buyurun, bazı köyde, davar gelir, sığır gelir, o hayvanların bazısı gelip Hazreti Piri şöyle koklanır. Sonra; yazın üzüm zamanı bütün bağlar- dan köpekler hiç çıkmazdı. Hazreti Pir’in bağına ise, bekleyen olsun olmasın hiçbir köpek yaklasmazdı. Hatta bizlere tembih ederdi ki, sakın bağda gördüğünüz yılanı öldürmeye teşebbüs etmeyin. Olur ki onlar cin taifesindendir, bir hizmeti vardır. Bunların hepsi Allah(C.C.)(C.C.)’ın bir ihsanı benim sultanım.

- insanlar yare sahip olursa ağyare mağlup olmaz
- Müridin kedisi bile müriddir
- Müridin kedisi, köpeği mahlukatın mafevkidir.

Tarikatın nehyettiği (yasakladığı) bir kısım haller var. Küfür söylemek, mazluma zulmetmek, yetime gadretmek ( haksızlık yapmak ). Bunlar tarikat yoluna sed olur (engel olur). Öyle günah var ki, onu mürşid kabul etmez. Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin; kendine reva görmediğin bir hali Müslümanlara reva görmek. Yani şunun bunun ırzına ihanet etmek. Zinayı mürşidler asla kabul etmezler. Hatta şeriatta bir kıl kavli vardır ki, mazeret hududunda kadın ile erkek kendi aralarında üç defa birbirlerini helallığa kabul ettiklerini ikrar ve tasdik ederler. Bunu alimler kabul ediyor. Amma şart ki, mazeret hududunda olacak. Lakin bizim tarikatımızın mürşidleri, böyle mazeret hududunda olsa da kıl kavlini kabul etmezler.

-“Verir kullarına mühlet velakin eylemez ihmal”
- insanlar; hali, fiili, ameliyle kendini ebnayı cinsinden tefrik eder.
- Mazlumun ahı, tahtından indirir sahı

Nefis habistir (kötü, pis), şeytan habistir. Habisten mana, bir rivayetle şirke teşbih bir haldir. Bir insan tedric ile tedric ile (yavaş yavaş) şirki kabul eder. Malum ya, bir zatın, bir hocanın birisine sormuşlar:

- Efendim namaz kılmayan bir insan kafir olur mu? Demiş:
- Oğlum, namazı kimler kılmazlar, tabiî ki gavurlar kılmaz. Öyle ise namaz kılmayan kendisini gavurlara teşbih etmiş, onlara benzetmiştir. Namaz kılmayan gavur olmaz ama onlarla beraber yanar.

Buyururlar ki, mü’minler iman sahibidir.iman sahibi olanlara Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) cehennemi haram
kılmıştır. Onlar cehenneme gitse cehennemin ateşi söner. imanı olanlar böyledir beylerim.

- Ayak turabınızım
- Pabucunu öperim
- Yarabbi elimizi mürşidimizin eteğinden kesme
- Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır
- Başımız ağır, kulağımız sağır.

Nefis, firavundan alçak bir gavurdur. Firavun yedi göbek sayar. Lakin nefis fırsatını bulunca hiçbir şeyi dinlemez. Nefis yarasaya benzer. O gündüzleri saklanır, görünmez. Gece olunca, karanlıkta çıkar, gaflet arar.insanlar günah işler de günahıyla iftihar ederse ona gaflet derler. Yoksa kul kusursuz olmaz. Günah işler de “aman ya rabbi sen beni affet” derse… Ehli aşk buyurur:

“Aman lafzı ismi şerifinle müsavidir Anın çün aşıkların kârı amandır ya Rasulullah.”

Günahını bilen için bu günah ona alet olur. Tevbe eder, bir daha işlememeye gayreti olur, derununda ( içinde ) bir yara olur, o günah aklına geldiğinde, o yara sızlamaya başlar. Bu sefer bütün vücudu o yarayı duymaya başlar. “eyvaah!” der. Bunun içindir ki buyururlar: “Tevbesi makbul olan şey ne gerek ki günah ola”

Böyle bir acı ile, bütün azadan yekvücut olarak bir “ Aman ya Rabbi!” sedası zuhur ederse, işte bu günah alet olur.( Alet olsun diye de günah islenmeyeceği bilinmelidir.)

- Tarikat noksanı sıkıntı ve meşakkatle tamam olur.
- Kişinin çektiği kendi amelidir, ameli
- Bizim tarikatımız günahkarlar tarikatıdır, günahı olmayan ( günahım yoktur diyen) bize gelmesin.
- Kim benim günahım yoktur derse bu günah ona yeter.

insanlar nasıl ki haftada en az bir kere banyo yapar; kirlenmiştir, vücudu rahat etsin, temizlensin diye benim sultanım. Aynen bunun gibi; zikir, fikir de senin tamamiyle vücudunun zahir- batın nezafetini, nezaketini meydana getirecek bir alettir. Böyle olmasa Cenabı Allah(C.C.)(C.C.): “Kullarım beni zikredin” ferman buyurmazdı. “Kullarım, siz kalbinizi zikrullahla tathir edin (temizleyin)”, “Kullarım her bir amelinizin nihayetinde, yine zikriniz, fikriniz olsun” buyrulmuştur.ibadetin ruhu- hakikatı, zikir- fikirle meydana gelir, benim efendim. Çünkü rabıta ile olan zikrullahta bir adalet vardır. Nasıl buğulanıp puslanmış bir ayna silinince kemalini kazanırsa, kalp de zikrullah ile kemaline ulaşır. Çünkü öyle olmasa, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) “Festagim- kema umurte” ayeti kerimesini ferman buyurmazdı.istikamet, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu, her işinde doğruluk, zikri fikirle, rabıtayla yapılan zikirle olur.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 8.BÖLÜM


- ibadetin ruhu zikrullah, zikrullahın hakikatı da mahviyettir.
- Mecaz hakikate köprüdür.
- icazetsiz zikir laklaka i lisandır.
- Nimetin başında Bismillah, ahirinde de Elhamdülillah demekle şükrü eda edilir.

Evliyaullah yekvücuttur. Darda kalsalar hepsi birleşir. Ama, tabii, her birinin mesneti (makamı olursa olsun.şart, onların ismi olsun, benim sultanım. Allah(C.C.)(C.C.)’ın keremine şükür, sen tarikatın usülünü biliyorsan, ihvanların gençlerine sor, sual et. Nasıl tesbih çekiyorsun? Ne okuyorsun? icabeder bu da bir hizmettir. Çünkü tarikimizin noksanı olmasın benim efendim. Hazreti Ali Efendimiz öyle buyurur: Bir müslümana bir harf öğretmek, din hududunda Beytullah ı tazeden(yeniden) yapmış kadar bir ecri vardır. Biz birbirimizin varisiyiz. Tarikatin kadrini bilenler şöyle derler:

Derler ki, şeyhimin eteğinden elimi kesme. Bundan büyük dua yoktur. Çünkü eğer o duan kabul olursa, senin bütün Allah(C.C.)(C.C.)’tan istediğin o duada mevcuttur.şeyhin senden razı olursa, emin ol ki, senin daha noksanın olmaz.

- Methi nakış nakkaşa racidir.
- Veliler birbirinin varisidir.
- Mürşidler yekvücuttur.
- Mürşidi Kamil Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır.
- Yarabbi! Elimi mürşidimin eteğinden kesme.

Namazların en hülasalısı bizim tarikimizde teheccüd namazı ile evvabin namazıdır. Teheccüd namazı kılan bir müslümanın her bir noksanı ikmal olur. Gece sabaha kadar kılınan namazın umumunun ecri o dört rek’at namazda mevcut. Evvabin namazı da ismiyle müsemma (tevbe eden- lerin namazı demektir), bütün kazaların (kaza namazlarının) hepsi o namazda mevcuttur. Onun için buyururlar ki, nafile ibadet ile uğraşacağına , sana farz olan zikrullah ibadetine çalış da bir an önce kalbin Allah(C.C.)(C.C.) desin. Kalb, vücudun padişahıdır. Kalbin Allah(C.C.)(C.C.) der de müstakim olursa ki, padişah müstakim olursa ahali de müstakim olur. Daima aklına geldikçe Allah(C.C.)(C.C.) Allah(C.C.)(C.C.) de. Bir müddet buna devam et. Öyle öyle kalb uyanır. Kalb Allah(C.C.)(C.C.) Allah(C.C.)(C.C.) deyince de gerisine karışma.

şahı Nakşibend Efendimiz, “Bütün tarikatlerin nihayet kârı, kemalini tarikatımızın başında topladık” buyurmuştur. Çünkü bütün tarikatler cehri (açık) zikir yapar, netice de kalbe iner, başlar kalbden zikretmeye. Amma bizim tarikimiz, Elhemdülillah, fevkalade, Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatına layık olacak bir hal ile, noksanını tekmil ede ede, temizliğini tamam eder de sahibi o kalbe nüzul eder. Daha buyurmuş ki:

“Kasre nüzul eder o sultan gecelerde”

- Elif ko ba niste ( elif de ba deme, yani; emre uy)
- El emru fevkal edeb ( emir edebin üzerindedir.)
- El emri fevkalade
- Bizim tarikimiz, tariki nazenindir
- Öyle zikret ki, Allah(C.C.)(C.C.): Lebbeyk kulum, buyursun.
- Tarikatın kârı, kemali rabıtadır.

Hikmetullah, zaman öyle olduğundan, senin o suğül ile çekmiş olduğun tesbihi, senin mürşidin alır velayetine. Velayetinde; kendisinin çekmiş olduğu tesbihin huzuru nasıl ise, o tesbihi; adediyle, tamamiyle, huzuruyle nura, feyze gark eder. Ondan sonra teslim eder Risaletpenah Efendimize. Çünkü Risaletpenah Efendimizin şefaati olmazsa hiçbir şey olmaz, benim sultanım. Bu defa Risaletpenah Efendimiz de kendi nübüvvetiyle o zikrullahı tekmil eder. Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ın yed-i kudretine (kudret eline) teslim der ki, işte Allah(C.C.)(C.C.)’ı satın alacak baha, Allah(C.C.)(C.C.)’ın bahası bu suğülle çektiğin zikrullahtır, efendi şahım. “Fezkuruni” fermanı ile Cenab-ı Allah(C.C.)(C.C.)’ın : Kulum beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim hali tekamül ediyor. Böyle böyle Allah(C.C.)(C.C.)’ı satın alacak hazine birikmiş olur, beylerim! Allah(C.C.)(C.C.) cümlemize nasip buyursun.

insanlarda beş letaif var. Letaif, lütfun cem’idir.Kalb, ruh, sır, hafi ve ahfainsan vücudunda bir mihrap şeklinde.. Kalb gözü ki, can gözü ki açıldığı zaman insanlar dünya hizmetini bu gözle görür. Bu iki kaşın arasındaki can gözü hakikatı görür, cananı görür.. Ten gözleri de hizmet gördüğü zaman can gözünden bir hakikat onlara akseder. Karşısında bir nokanlık görse kapaklarını yumar. Bu kapaklar şeriattır. Allah(C.C.)(C.C.)’ın yasaklarına ait bir hizmeti asla ve kat’a o gözler daha görmezler.

Kalbde olan hayatı Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) kendi zatı, kendi kudreti ile ruhtan adalet buyurmuş. “Velegat kerremna” fermanı, insanların sırrından zuhur eder. Esrarı hakikate, tecelliyi suri, tecelliyi manevi de hafiden görünür. Tecelliyi zati ise ahfadan görünür. Bu nimetler tamamiyle iktidarına malik olunca, kalb, sahibini hanesine davet eder. Davete icabet şarttır. “ şerefli mekan bil mekin”dir. Her şey şerefini insanlardan alır. Bu sefer Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) kerem edip de o gibi bir iltifat mazhar olunca, kalb sahibine reca eder. Yarabbi! Senin vaadin var, Yarabbi! Öyleyse hanene adalet buyur.. Bu sefer Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) kasrına nüzul eder. Allah(C.C.)(C.C.) cümlemize nasip buyursun.

Horasan’da halı dokurlar. Halbuki adını işitmişiz, boyunu cismini gördüğümüz yok. Amma, Elhamdulillah, bu nimetlerin hepsi bizde mevcuttur.

insanlarda aklı cüz var, aklı kül var, aklı nur var.insanlarda iradeyi cüz var, iradeyi kül var var, iradeyi nur var.insanlarda ruhu revani var, ruhu sultani var, ruhu nurani var. Bunların hepsi insanlarda mevcut. Bunların hepsinin zahirde bir ismi var. Maneviyatta da o isme göre o vücutta bir hali mevcut.insanlar ismini tebdil ettikçe, bu sefer hali de tebdil olur.iradeyi cüz bizim elimizdeki aletimizi iradeyi cüz üç yaşındaki bir çocuk gibidir. Hükmü iradeyi kül’e geçince olur otuz üç yaşında bir genç, benim sultanım. Bu kemal ne ile olur? Buyururlar :

“Kulluğa bel bağlarısan
Sâm ü seher ağlarısan
Sular gibi çağlırsan
Tez bulunur umman sana”

Küçük su kendi hali ile akıp da denize karışamaz. Bir büyük suya karıştığı gibi, şüphesiz denize ulaşır. Çünkü küçük suyu kum çeker, güneş hararetinden kurur, bir işe çevirirler, alâ meratibin. Bunlar birer teşbihtir, kıyastır benim sultanım. “Yarabbi! Ceddimizi nura garkettiğin gibi bizi de nimetine, nuruna ulaştır!. Amin…”

- “Olsa tevfikin refik rahı selamet gösterir.”
- Ne kadar şanslıyız ki, Müslüman olarak dünyaya gelmişiz. Müslüman ana-babanın sulbünden gelmişiz, ne kadar şükretsek azdır ki mürşidimiz var.
- Zahirdeki her şeyin batında teşbihi var, temsili var.
- Zahirde geçme beni geçerim seni, maneviyatta birbirine bağlıdır.
- Mürşidi Kamil Allah(C.C.)(C.C.) kokar, Allah(C.C.)(C.C.) tadı, lezzeti verir.

Edilleyi şer’iyye (kitap, sünnet, icmayı ümmet ve kıyası fukaha) mürşidi kamilde mevcuttur. Edilleyi şer’iyyenin hakikatı: Muhabbet, ihlas, edeb, teslim ile olur. Niye? şeriatı sevmeyen bir adam şeriattan feyizyab olabilir mi? şeriatı Allah(C.C.)(C.C.)’ın kelamıdır diye kabul etmeyen bir müslüman Allah(C.C.)(C.C.)’dan feyizyab olabilir mi? şeriatı adab etmeyen bir müslüman feyizyab olabilir mi? şeriata umurunu teslim etmeyen bir müslüman şeriattan nasıl feyizyab olur? işte beyim, hali, fiili, ameliyle kendisini bir kavme teşbih (benzetme) böyledir.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 9.BÖLÜM


- ilimden mana Allah(C.C.)(C.C.)’ı bilip Allah(C.C.)(C.C.)’ı bulmaktır.
- Yeme içme müridiyiz.
- Yine horoz mu imam?
- Alem iyi de bir ben kötüyüm, ben iyi olursam alem de olur iyi.
- Mukallid kelamı.
- Büyüklük sinde ( yaşta ) değil, ilimdedir.
- Mestlerinden öperim.

Bidayette takva devri vardı, sonradan fetva devri açıldı, şimdi ise siyaset devridir.şart ki, siyasetimiz islam siyaseti olsun.

Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın siyaseti var. Habibinin de siyaseti vardı. Habibi islamın siyaseti hududunda, zamanına göre siyasetini adalet buyurmuştur. Evliyaullahın da bir siyaseti vardır, siyaset ise şarttır.

Bizim yaramaz fiillerimiz ittifaksızlığımızdandır, yani birbirimize zıddiyetimizdir. Müslümanların bu zamanda mezhebe değil meşrebe tabi olmaları lazımdır. Düşmana karşı, hariç milletlerin zulmüne karşı, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın fermanı hududunda ittifak (uyuşup- anlaşma), ittihad (birleşme) olursa, Müslümanlarla hiç kimse muharebe edemez. Hiçbir Müslüman da küffara mağlup olmaz. Müslümanlar noksan yaparlar da noksanlıkları sebebiyle mağlup olurlar.

Bütün revhaniyet ( vefat etmiş velilerin ruhu) Müslümanların yardımcısıdır. Amma bize niye yardım etmiyorlar? Onda bir hikmet var. Hele bir aklına vur, hele olan işlere bir bak ne halde? Her biri tahsil görüp insan olacak, memur olacak, memleketi idare ettirecek.. Allah(C.C.)(C.C.) göstermesin, tabancası, bombası hep iki yanında, karşısına gelen müslümanı vurur, öldürür. Hükümetin sahibi malum ya, hükümeti böyle mi idare ettirir? Zamaniyle olan hükümet böylemi idi? islamın şerefi, şeriatın hükmü böyle mi olur? Vakti saadette hükümet işi böyle mi imiş? Gele gele kaldık ne bileyim böylelerin eline!..

Müslümanlar birbirinin düşmanı olmuş, eskiler şarkı söylerdiler: “ Biz Türküz pek sanlıyız, alemde irfanlıyız”
işte bilmem neyiz! Askere böyle dedirirlerdi;
“…Koca Türk kavmi
Öyle şanlı Türk ki…”

Amma Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin askerin çoğu harpten firar etti. Gözümüzle binlercesini gördük. Rus yerinden kalktı mı mevzileri bırakıp kaçarlardı..

Müceddid batından gelirse dini tecdid eder, kuvvetlendirir.şimdi ise müceddid zahirden gelmiş. Zahirden gelen müceddid şeriatı ortadan kaldırmaya çalışırmış. Daha demeye hacet yok. Hükümetlerin hali, fiilini.. Mekteplerde ne okutulur? şeriata dair bir kelam var mı? Veliler kendi reyiyle iş görmezler. Cenabı Hakk’a tevekkül olurlar. Huzuru Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimize gider rica ederler. “Ya Resulullah, filan işi işleyelim mi?” Ne emir buyurulursa o işi öyle yaparlardı.

Umumi harbten sonra velilerin umumu Resulullah Efendimize rica etti ki: - Ya Resulullah, kerem buyur, Müslümanlık Türkiye’de kafirlerin işgalinden kurtulsun. Emir buyurdu ki:

- Hayır, burası da küfrün idaresinde kalacak. Değilse, islamın şerefini muhafaza edemezler. Velilerin umumu tekrar tekrar yalvardılar ki: - Ya Resulullah, kerem buyur, bu iradeyi kaldır..

Bunun üzerine Risaletpenah Efendimiz, velilerin ricasını kabul buyurup kafirlerin def’ini emretti amma, velilerin de umumunun selahiyetini kendilerinden çekip aldı. Adil Sultan hazretlerinin teşrifine kadar velilerin selahiyeti şimdi kendilerinde değil. Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz günlük emrini Kutbül Aktab’a emir buyurur.. O da emrindeki velilere tebliğ eder.

Nefsim duymuşumdur, Hazreti Pir buyurdu ki;

- ihvanlar, bir bela Müslümanların üzerine geliyor. Bu belanın def’i için gelin Allah(C.C.)(C.C.)’a sığınıp reca edelim. Kırk kişi itikafa girelim, Allah(C.C.)(C.C.) bu belayı başımızdan kaldırsın. Üç- beş mürid bu emre icabet etti. Vakti saatı tamam olduktan sonra , geldiler, Efendim emrinize uyalım dedilerse de , buyurdu ki:

- O bela artık makamına dahil oldu..

Herkes başının çaresine baksın benim sultanım. işte böyle, müceddit zahiren zuhur etti. Halbuki Hazreti Pir’in mücedditlik emri çıkmıştı. ifadem neyin üzerine? Müslümanların ittihat, ittifakı olmazsa, revhaniyet yardımı olmaz. Müslümanlar küfre galip gelemez. Böyle böyle herkes bir baş çeker.şeriatı istemeyen Müslüman şeriatın feyzinden istifade edebilir mi? Allah(C.C.)(C.C.)’ın emrine kail olmayan Allah(C.C.)(C.C.)’ın yardımına nail olabilir mi? Ala meratibin..

Allah(C.C.)(C.C.) cümlemizi habibine bağışlaya, aklımızı fazlu tevfikine mutabık, muvafık eyleye… Murakebe, şeriattır.

Muvazene, şeriat terazisi ile fiilini tartmaktır. Onun kabul etmediğini terk etmektir. Müşahede ise şeriata inanmaktır, benim sultanım..

“innemel müşrikine necisun” fermanı, müşrikler pistir buyurur. Böyle pislere uyanın halini Allah(C.C.)(C.C.) ıslah ede.. şirki Đslamiyet üzerine tercih edene Allah(C.C.)(C.C.)’ın adaleti o kavimlerle haşretmek olur, benim sultanım. Allah(C.C.)(C.C.) aldanmış, yanılmışlardan etmesin..

- “Aklımızı fazlu tevfikinden ayırma” diye dua ederiz.
- “Hikmetin başı Allah(C.C.)(C.C.)’ tan korkmak, kötülüklerin bası da dünyayı sevmektir.”
- Muhalif kelam
- Alaturka kelam
- Sevilen sevdirmeyince seven sevemez.

O neye benzer? Mecnunun Leylasına , yahut Kerem’in Aslı’sına. Onlar sevenlerinden kaçarlar. Sevenler de peşlerin de dolaşır durur, fırsatını bulamaz, elde edemez, zamanını geçirir…


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 10.BÖLÜM


Bizim tarikimizde rüya ile amel etmezler. ( Rüya ile amel eden diğer tarikleri de hicvetmezler.) Bazı müridler hal görür, başka başka lütuflar olur. Bunların hepsi bir iltifattır. Denize nispetle bir damladır, mürşidi kamilin bir ihsanıdır. Ufacık bir damla yahut bir parça su görmekle denize ulaşmış değildir. Bizim tarikatımızda müridi halinden haberdar etmezler. Yalnız, rüyada bir iltifat var ki, müridin rüyası halinden haber verir amma, bizde rüya ile amel etmezler. Senin mürşidin her halinden haberdardır. Her halin onun reyi iledir, efendim. Onun için, içinde dışında olan her fiilin ona ayandır. Hazreti Pir buyurmuştur ki:

-Topraklar olsun o mürşidin başına ki, müridin her bir kılından haberdar değildir. Nefsimin başından geçmiştir. Bir rüya gördük de onu valide efendimize anlattık. Hazreti Pir valide efendimize buyurmuş ki:

- Müridin hayatı mematı mürşidin elindedir, reyiyledir, müridin hali, rüyası da mürşidin reyiyledir, benim sultanım.

- Müridin hayatı- mematı mürşiddir.
- Mürid mürşide emanettir.
- Rüya görene aittir.
- Bizim tarikimizde rüya ile amel etmezler.
- Bazı rüyalar haldir, tabire lüzum yoktur.
- Hakikat rüyasını tabir edecek yeryüzünde iki- üç kişi vardır.

şeriatın nehyi (yasağı) günah-ı kebair ( büyük günah) amma, hayalete gelince onun temsili var.şeriatta ar olmaz, bir insan rüyasında anasıyla rüyalansa, ne dersin kafir olur mu? işte hayalet böyledir. Anasıyla rüyalanınca, ruhu, tecelliyi maneviyi görmüş olur. Alemi manada ruhu, Hazreti Risaletpenah Efendimizin tamamiyle nübüvvet cemalini görmüş olur.insanlar mahremiyle, namahremiyle rüyalansa, sıfatı hayvaniyesinden beraat eder, nefsine arif olur.

Tefekkürde bir ihsan var ki, tefekkürün sevabını melekler yazamazlar. Allah(C.C.)(C.C.) kendi kudretiyle tefekkürün ücretini verir. Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzi tefekkürdedir. “ Biz bir gizli hazineyiz” fermanı var ya, işte gizli hazine, buyrulanı satın alan Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzidir. Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzi birikir birikir de bir feyiz hazinesine malik olursun. Allah(C.C.)(C.C.)’ın bahası Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzidir. Allah(C.C.)(C.C.) feyzini sende cem edince, zatını da cem eder. Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatını verip, Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatını satın alırsın. Đnsanlar tecelliyi zatiyi Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatı ile görür, beşeriyeti ile olmaz, benim sultanım.

Bir yerde Resulullah Efendimizin resmi olsa orası olur Ravza-i Mutahhara. Bir mürşidi kamilin resmi olan yer de olur dergah-ı şerif, beyim. Çünkü bir mürşidi kamilin resminde sıfatı zatiyeden bir iltifat vardır.

Bir evde Beytullah’ın resmi olursa,şeriat o resme ne der? Allah(C.C.)(C.C.)’ın evidir, ne diyecek? Mürşidi kamile bak, ne buyururlar:

“Beytullah Halil’in binasıdır, mürşid ise Celil’in, yani Allah(C.C.)(C.C.)’ın binasıdır.” Celil’in binası mı büyüktür, Halil’in binası mı? Öyleyse mürşidi kamilin fotoğrafı o Beytullah’tan büyüktür. Nasıl ki, Beytullah’ın fotoğrafından evin nur dolarsa, mürşidi kamilin fotoğrafından da bu sefer evin feyiz ve ru’yetullah dolar. Yalnız ne var ki, buraları derin göldür, burada her hafsala yüzemez. Her nimetin bir külfeti, her külfetin bir nimeti vardır. Sen de, o resmin bulunduğu yerde adabına oldukça uyman icap eder, şehzadem!

- Mürşidi kamilde Allah(C.C.)(C.C.) celis olmuştur.
- Mürşidler ölmez.
- Mürşidin vücudu Ravza-i Mutahhara’dır.
- Mürşidi vücudu Beytullahtır.
- Müridin haccı şeyhini ziyarettir.

Tarikatta bir usul var ki, bir de zımni amel var. Evet, ayağını ayağının üstüne at, fesini eğ, nasıl oturursan otur, kalben başın eşikte olsun, birr.. Đkincisi de, kalk orada olan cemaatın birinin elini öp, yüzüne bak, eğer yaşı senden büyük ise, ya Rabbi! de, bu zat seni benden evvel tanımıştır, bu zata beni bağışla, de! Senden küçük ise de ki, ya Rabbi! Bunun günahı benden azdır, buna beni bağışla, de!

“Zülf-i Leyla yollarında varsam selmana selmana”
Selman ki, şundan bundan istemektir.

Hatmenin de zımni okunması vardır. Mazaret hududunda, insan yalnız olur, ihvanlardan ayrı kalıp tek başına bir yerde yaşar, bir işi için uzak bir yere gider veya çok yorgun ve bitap düser, ala meratibin.. Bunun gibi hatme yapmak ister. Gözünü yumar, “euzübesmele” çeker, yirmibeş “istiğfar” söyledikten sonra, şeyhefendisinin de dahil olduğu bir halakaya gönülden istirak eder.

şeyhefendim “rabıtayı şerif” buyurdu, “ Fatihayı şerif” buyurdu, “selavatı şerif” dedi, “ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki, ya Baki entel Baki” ve “selavatı şerif” buyurdu diye rabıta eder gibi hayal ederek, her birinde birer an veya bir zaman duraklayarak gönlü ile bu meclise istirak eder ve sonunda da: şeyhefendim Silsileyi şerifi de okuyup aşri şerifi de okudu, diyerek bir Fatihayı şerif okur, tamamiyle hatme yapmış olur, hatme sevabı ve feyzi alır. Tek sartı: Hastalık gibi, tek ve yalnız kalma gibi, çok yorgunluk ve bitab düşme gibi mazeret hallerine mahsus olmasıdır.

Onun için şehzadelerim; bu tarikatı aliye öyle bir iltifattır ki, esrarı gizlidir, bilinmez. Lakin zerre miktar hukuku da zayi olmaz. Derununda ne gibi bir tarikat muhabbeti şartsa, mürşidine nasıl bir muhabbet hasıl olsa, 60 sene hayırsız ömürden hayırlıdır. O gibi kalbi bir sevgi ile öyle bir lütfa mazhar olursun ki, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’tan feyiz alırsın. Senin ruhuna yahut beşeriyetine Allah(C.C.)(C.C.) buyururki:

- Kulum iste ki halkedeyim.
- Hizmet, amelen de hizmettir, bedene de hizmettir, malen de hizmettir, herhangisi olsa hizmettir. Hizmet Allah(C.C.)(C.C.) içindir, Allah(C.C.)(C.C.) emek zayi etmez.
- Gönül ayakta.
- Ya Rabbi! Alim, Kadirsin, Padişahlar padişahısın.
- Kusura nazar buyurmayın.

Bir evliyaullah görmüş olduğu hizmeti Allah(C.C.)(C.C.)’ın azameti, Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretiyle görür, kendi beşeriyeti ile görse, bak ne buyururlar:
“Gördüler beni kim hali perisan
Cem oldu Eflatun, Aristo, Lokman
Derdime el vurdu bir bir tabiban
Dediler derman yok buna ne çare”

Ne temsil buyurur? Bir zat Lokman Hekim Hazretlerine gelip der ki:
- Ya Lokman! Benim bu derdime bir çare, sen bilirsin, bittim, daha tahammülüm kalmadı!..
Buyurur ki:
- Oğlum! Senin derdinin dermanı bizde yoktur.
Bu zat der ki:

- Eeee.. Lokman Hekim bile bizim derdimize çare yok diyorsa, ormana gideyim de bir an evvel vahşi hayvanlar beni telef etsin. Ben de bu mihnet ve meşakketten kurtulayım.. Giderken sürü- den bir kara koyun ayrılır, bir kayanın kovuğundan da bir kara yılan çıkar. Yılan koyunun südünü emer, çıkıp kayanın üstüne kusar. Adam der ki: “Daha ormana gitmeme lüzum kalmadı. Bu zehirli sütü içip de öleyim.” O yılanın kustuğu sütü içince illeti, derdi ne ise vücudundan ayrılır, anadan doğmuş gibi olur. Bu sefer gelir :

- Ya Lokman! Senin derdinin dermanı yok demiştin, bak ben iyi oldum, der. Lokman Hekim: - Oğlum ben nerden bulayıdım kara koyunu, nerede bulayıdım kara yılanı da o koyunu rızasıyla ona sütü emdirip gene yılanın rızası ile o sütü kusturup, senin rızan ile de sana içtireydim!..

Amma mürsşidi kamilde bu iktidar, bu selahiyet mevcuttur. Mürşidi kamilde bir Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu var ki, masnuat (yapılanlar), mahlukat (bütün canlılar), cemadat ( cansız yaratıklar) neden ibaret ise, mürşidi kamilde onların vücudunun hakikatı var. Mürşidi kamil Hak’tan alır ilacı, benim sultanım. Böyle afaktan (gözle görülen alemden), çiçekten almaz, hakikattan alır!. Bir Sohbet-i Saadet hatırımıza gelir: Hazreti Allah(C.C.)(C.C.) buyurur ki: “ Ver beni de al beni” yine “Kulum beni zikret ki ben de seni zikredeyim” , bir de buyurur ki: “Kulum benim yed-i kudretim senin yedinin (elinin) üzerindedir” . Bunu Resulullah Efendimize Allah(C.C.)(C.C.) buyurur.

Kurban olayım buyuranlara!.

“Bu demi Ahmed başına tac eyledi
Bu dem ile seyri mirac eyledi
Bu dem ile yedi kez hac eyledi
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem”

Ehl-i aşka sormuşlar: “Dem nefestir, nefesin hakikatini bize tanıt” Buyurmuş ki:

“Gel beru Bab-ı Aliye Sail ol” Yani: bir tarikata dahil ol, “Hanedan-ı Mustafa’ya kail ol”

Yani,Mürşide bağlanıp Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimize evlat ol.

“Bu günü yarına koyma akil ol Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem.”

Allah(C.C.)(C.C.)’ın emri de böyledir. Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimizin emri de böyledir. Sıddık-i Ekber Efendimizin emri de böyledir. Umum Pirlerimizin emri de böyledir. Çünkü niçin: Senin tuttuğun el, kendi mürşidinin elini tutup ondan emir almıştır. Öyle öyle Sıddık-i Ekber Efendimize.. Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz buyurmuştur ki:

Yar-ı Gâr’ım (mağara arkadaşım) ! Senin elinden tutan benim elimden tutmuş olur, benim elimi
tutan ise süphesiz Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudret elini tutmuş olur.Benim sultanım! Onun için, bir mürşidin reddi Allah(C.C.)(C.C.)’ın reddi, bir mürşidin kabulü de Allah(C.C.)(C.C.)’ın kabulüdür.

Gerek büyük irşadi Efendimize, gerek irşadi Baba Efendimiz Hazretlerine komşuları hakaret ederlerdi. Öyle iken onlar buyururlardı ki: “Komşular, emin olun, madem ki bizler bir köydeniz, az çok insaniyet hududunda; ahlak sahibi olun. Birbirinizle has geçinin, oldukça; namazınızı kılın. Eğer sizin bir taneniz cehenneme giderse; Allah(C.C.)(C.C.)’a kasem ederim ki, sizin yerinize ben yanacağım”.

Evliyaullah öyledir, ona göre temkinimizi alalım, benim sultanım!

Kırkların piri, dünyayı bu odanın içindeki heyet kadar görür.irşada memur olanlar bir elinin içi kadar görür. Kutbu’l-aktab olanlar ise tırnağının üstünde görür. Onların hakikat vücudu yanında dünya öyle küçük kalır.

Bir meşayihin zahirde hiç ilmi olmasa, o bir Allah(C.C.)(C.C.)’ın keremidir. Allah(C.C.)(C.C.) ona ilhamı hakikat vermiştir. Bu ilhamı hakikat ile Kur-an’ı Mübin’in zahir manasına malik olur, konuştuğu kelam cemiyete ağırlık vermez. Batın manasına malik olmakla da Risaletpenah Efendimiz Hazretlerinin nübüvvetinden bir hakikat, bir kemalat vardır ki, hazmedenlere onun sohbetini yapar. Batne manasına gelince, Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretinden alıp Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretine teslim eder, benim sultanım! Rasulullah Efendimiz evliyaullaha ferman buyurmuştur ki: Velilerim, siz memuriyetiniz hududunda benim varisim, benim vekilimsiniz, memuriyetiniz hududunda, Allah(C.C.)(C.C.) indinde ben nasılsam sizler de öylesiniz. Ben nasıl nazlıysam, sizin nazınız da öyledir. Benim recam Allah(C.C.)(C.C.) indinde nasıl geri çevrilmezse, sizinki de öyledir. Allah(C.C.)(C.C.)’tan en temenni etseniz onu halkeder..

Mürşidi kamil Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu ile insanların geçmisini, halini, geleceğini bilir, ona göre müridini idare ettirir. Geçen geçmiştir, hal mürsidin elinde, reyindedir. Mürşidi kamilin asıl efendiliği ise geleceğedir. Alemi Ulya’ya, Cemalullaha kavuşturmaktır. Onun için, bir ihvanın bir işi için Hazreti Pir’den recada bulunan Nuri Efendi’ye celal ile:

- Sen biliyor musun, o istediğin şey o adam hakkında şer midir, hayır mıdır? - Bilmem efendim, deyince - Öyle ise sükut et! Senin nene lazım? buyurmuştur. Yani, senin istediğin, senin reca ettiğin o talibin eline geçerse, o talibin hakikatını mahveder, buyurmuştur. Onun için mürşidin yanında hem dilini hem kalbini muhafaza etmek lazımdır.

- Bir mürşidin bir milyar müridi olsa, hepsine de bir anda ölüm vaki olsa, hepsine de şeytan musallat olsa, şüphesiz hepsini de şeytanın şerrinden kurtaracaktır mürşid. - Mürşidler birbirlerinin varisleridir.

-Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz bütün hak mezheplerin ameli ile amel etmiştir.
- Göz müridi.. Söz müridi.. Öz müridi…

insanlarda vekkar (vekar) şarttır. Amma, zahiri ile kalbinde vekar bulunursa, Hikmetullah, Allah(C.C.)(C.C.)’ın ihsan buyurmuş olduğu kudreti, azametinden, iltifatından dur (uzak) olur. Bu sefer, Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin, hüküm geçer nefsin eline!

Lakin, zahirinde vekarı olur da maneviyatında haki (toprak gibi mütevazi) gönüllü olursa, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın lütfu keremiyle bu defa zahiri halk ile olur, batını Allah(C.C.)(C.C.) ile olur.

- Tevazu fetheder Fettah babını,
- Kim düşmedi ayağa, o çıkmadı başa bade.
- Biz var sen yok, sen var biz yok.
- Göz odur dağın ardını göre, akıl odur başa geleceği bile.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 11.BÖLÜM


insaniyet şerefi tamamiyle zahir olursa ( meydana çıkarsa) insanların adil sultanı da o olurmuş. insaniyet şerefi ise, ahlak, tevazu, hurmet ve mahviettir. Bu sıfatların dördü bir vücutta tekmil olunca; muhabbet, ihlas, edeb ve teslimin hakikatı da hasıl olurmuş ki, bunlar ruha alet olurmuş.

Ruh ise ağyarı sevmez daima Allah(C.C.)(C.C.)’ı severmiş. Daima nimetini hakikatten alırmış. Daima da Huzurullahda bulunurmuş. Daha onun sıfatı hayvaniyesinden zerre miktarı o vücutta eser kalmazmış. Teslimiyet hasıl olur ki, saadet selametine malik olurmuş.

Aşıkların, sadıkların, velilerin kelamı daima alettir. Eğer kelamlardaki manaya aşina olursak, müşkülümüzü hallederiz. Bu da masraf sahibinin gelirine benzermiş. Gelir fazla olursa masrafını rahatça idare edermiş.

“ihtiyarsız olmuşam sen şuha mail çare ne
Olmadı zail derdi gamı nettimse dilden çare ne
Bir mürüvvetsiz giderse bir mürüvvetsiz gelir
Gelmemiş mülk-i hüsne sultan-ı adil çare ne

Kaküli hemderhamin canana dil vermiş Said
Kabil-i hal olmadı nettimse bu müskül hale çare ne”

Benim efendim! Evet benim sevgim, muhabbetim var ama, ihtiyarımda değil. Kârımı zararımı hissedip, zuhur edenlerin hepsinin bir nimet olduğunu bilmediğimden, mihnet meşekkat sahibi oluyorum.

Levim hali insanlarda devam eden mürüvvetsizliktir. Levim hali, bir masiyete ( günaha, isyana) götürecek.. Bir de sana lazım olmayan halleri getirir. Hasılı levim halinden sohbet olmaz. Mülkü hüsne adil sultandan mana ise, tamamıyle rabıtasına malik olmaktır. Tarikatı aliyenin kârı ,kemali rabıtadır.

- Levim halinden sohbet olmaz.
- Kabız âbidden fâsık aşık iyidir.
- Âşıklar havaya söylemezler.
- Her muhitin müridi ayrıdır.

“Muradın gül ise şâyed Biya gülzarı dervişân”

“Der” Allah(C.C.)(C.C.) kapısıdır, “vav” vav-ı atıfedir, “ya” emirdir, harf-i nidâdır, “sın” aşktır, “sın” ı çeken “elif ” Allah(C.C.)(C.C.)’a aşkdır (dervişan kelimesinin asli harflerle yazılısındaki harfler manalandırılıyor.) Allah(C.C.)(C.C.)’ın merhametini vücuda getiren aşkdur benim sultanım! “ Erhamurrahimin” hakikatından insanlara nimet celbeden aşktır. Nihayetindeki “nun” da rü’yetullahtır.insanların aşkı var ise şüphesiz neticede rü’yetullaha mazhar olacaktır. Dervişin mânası hududunda harflerine böyle mâna verirler, benim şahım!

- Bir gönülde Allah(C.C.)(C.C.) olursa gayrullah olmaz.
- Mürit her şeyden berat etmiş iradesizdir.
- Diriye dirilik lazımdır.
- “Aşıklar ölmez Yerde çürümez Yanmayan bilmez Ateşi aşka”

Sohbette bir adalet var ki, her ne zuhur ederse himmettir. Bir kelamı on kere söyle, yüz kere söyle.. Yani her söylemende ecri bir iken iki olur, iki iken dört olur, dört iken onaltı olur, ola ola olur.. Çünkü sünneti şeriftir. Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz zamanı gelmiş ki bir kelamı tekrar etmiş. Bu kelamda bir adalet var ki, her tekrarında feyzin, rahmetin tekmili de ona göre olur, benim sultanım!.

şeriatta büyüğüne karşı “fevka seftin nebi” fermanı var. Büyüğüne karşı temkin etmek şarttır, Amma küçüğün büyüğe sohbet etmesi de sünneti şerifdür. “ Kellimini ya Hümeyra” Hadisi şerifi vardır benim sultanım!

- Sohbetin tekrarı sohbetin sıhhatıdır.
- Sohbet tahkir olunmaz.
- Herkesin kelamı kabiliyetine göredir.

- Sohbet bazen katı yerden kazma ile çıkar gelir, bazen de ruh kendi söyler.

insanların nimeti ne ile davacı olur benim sultanım? Eğer nimeti Allah(C.C.)(C.C.)’ın düşmanına teslim edersen o nimet davacı olur. Düşman nefs ü seytandır.şeytan mel’un, merdut, nefis zalimdir. Amma nasıl zalim!. Firavundan esed bir gâvurdur. Firavunun kabul etmediğini o kabul eder. Fırsatına düşse; Allah(C.C.)(C.C.)’ın nehyetmiş olduğu her şeyi irtikap eder.

“Nefsim bana yâr ol düşme teşvise
Hep fasiddir bu kurduğun endişe
Sürüsün yedirmez kurt ile kuşa
Piri Âzam gibi bir sultanımız var”

Piri Âzam kimdir? Risaletpenah Efendimiz. Piri Âzam kimdir? Varisleri.. Gerek zahir gerek batın..

insanlara lâzım olan “Emri bil maruf nehyi anil münker” dir. Alimler de zaten bunu emrederler. Kur’an-ı Kerimin bütün manası;Farz, vacip, sünnet, müstehab, mübah, haram, mekruh, müfsid yani; “ef’ali mükellefin” içinde mevcuttur.

Bir müjdemiz var ki biz birbirimize varisiz, eğer onların cinsinden olursak. Onların cinsi şöyle ki, Onlar daima “Allah(C.C.)(C.C.) birdir, şeriki yoktur, Peygamber(S.A.V.)(S.A.V.) Efendimiz de habibi ve şefaatçımızdır.” derler. Her manasıyla “Lailahe illallah Muhammedür-Resulullah” buyururlar.işte bunu unutmamak lazımdır. Amma şart ki, inadınla amelini terk etmeyesin. Zaruret hududunda olan
eksiklik ikmal olur. Evliyaullahın bir nefesteki ameli gavurların bile günahını tartar. Çünkü onlar
nüshai kübra alemine dahil olmuşlardır. Onların nefsi nefesidir. Nefes ise hayattır. “Nun”

Allah(C.C.)(C.C.)’ın nimetine “fe” Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzine, “sin” Allah(C.C.)(C.C.)’ın kula adalet buyurmuş olduğu selamete işarettir ki,, hem Allah(C.C.)(C.C.)’ın feyzine mahrem olur, Hem Allah(C.C.)(C.C.)’ın fazlına malik olur, hem de selamete malik olur, beyim! Onun için sizi göreyim yavrum, bu bir fırsattır. Malum ya, buyururlar:

“Her saati nimet bil Fırsatı ganimet bil Gizlice ibadet kıl”

Farz ibadetin gizlisi olmaz. Farz ibadetin riyası da olmaz. Riya olsa bile Allah(C.C.)(C.C.)’ın emridir; zaruri işleyeceksin. Farz ibadetinde senin riyan cihadı ekber olur. Nefs ile muharebe edersin. Mağlup olursan bu sefer sehit sevabı alırsın. Niye? Allah(C.C.)(C.C.)’ın emrine biat ettin. Allah(C.C.)(C.C.)’ın emrinde benim efendi şahım; Nefsin sana mel’aneti, emin ol sana alettir. Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretine malik olanların noksan sıfatı daima “Aman yarabbi!” olur. Hak olan yerde batıl olmaz. Allah(C.C.)(C.C.) bize kendi esma nurundan bir nur vermiş ki, Habibine adalet buyurduğu velayetinden hissemizi alalım.. Allah(C.C.)(C.C.) bize kendi nurundan öyle bir nübüvvet nuru vermiş ki, Habibinin nübüvvetinden hisse alalım.. Allah(C.C.)(C.C.) bize kendi zatının nurundan bir nur vermiş ki, Allah(C.C.)(C.C.)’ın kudretinden, azametinden hisse alalım..

Benim şahım!

- Nefsine arif olan nefesine de arif olur.
- Vatana muhabbet imandandır. Vatan ise; vücudumuz, evimiz, bir rivayette kabrimizdir.

Cenabı Allah(C.C.)(C.C.), memur olanları, ilmiyle amil olanları, bir de zengin olup da servetini hazmeden Müslümanları dört kelimeyle methetmiş. Servetini hazmetmek demek, zengin olanın fukara gönüllü olması demektir, beylerim!

Fakr (fakirlik), “ El- fakru fahri” fermanı, bir ızdırarla (çaresizlik) bir ihtiyar (seçme). Izdırarı : Allah(C.C.)(C.C.)’ın emri, fukara olmuş! ihtiyarı ne? Kalb fakirliği. Evliyaullahta her ikisi de mevcuttur.

- Allah(C.C.)(C.C.) dilerse düşman elinden dost lokması yedirir.
- Niyazın aleti abdesttir.
- Fakirlik kalb fakirliğidir.
- Fakirlik mahviyettir, fenafillah olmaktır.
- Tasdiki bir iken bin olur.

Nasılsa Acemistana dervişin birinin yolu düsmüş. Bir evin duvarına yaslanmış.ibret, hayret hali kendisini kaplamış. Temkin olduktan sonra beşeriyetine malik olmuş. Bakmış ki, acem ayaklarını pencereden uzatmış. Ayakkabılarının altında Çariyar Efendilerimizin üçünün ismini yazmış. Hemen teberi almasıyla aceme bir tane vurduğu gibi gebertir. Tutup götürürler mahkemeye.. Acem mustantığı sorar:

- Hele ay kişi! Sen ne gayretinen bu kişiyi vurdun?
Derviş der ki:
- Ay efendi! Ben o kişiyi niye vurmayayım? Getirmiş de düşmanlarımın ismini benim başımın
üstüne sarkıtmış..
Hakimler müsavereden sonra derler ki:
- Madem ki düşmanlarından kurtulmak için bu fiili işledi öyleyse beratı gerekir.
işte bu zaman böyle siyasetlerin zamanıdır şehzadelerim!

- Gayet ince siyaset lazımdır.
- Cenabı Hakk’ın, Habibinin ve velilerinin de siyaseti vardır.
- Siyaset şarttır.
- şark temsili.

Hafızı şirazi Hazretleri ki bir evliyaullahtır. Böyle iken meyhanecilik yaparmış. Çünkü,şiraz halkı bütün içkiye müptela olmuş. Daha baska bir çare olmadığından, kendisi hususi bir meyhane açmış. Sebebi; milleti o içkiden halas etmek. Gelene içki verir. Hizmetçilere emreder ki: şu içkiden doldur! Kendisi de bardağına bir tükürür.. Tükürüğü abı hayat.. O içkiyi bir kere içen: - Daha ben bu zıkkımı bir daha içmem! diye bardağı kaldırıp atar. Böyle böyle şiraz halkını o felaketten kurtarır, benim şahım! Evliyaullah öyledir, evliyaullahın siyaseti böyledir, beylerim.

- imamlar yattı
- Mürşidler adam oynatır.
-Mürid olana müjdeler olsun!
-Mürşidi olanın müşküli olmaz.

Bir erkeğin nuru ailesidir, ev halkıdır. Kadın bir göl gibidir. Erkeğin hayatı karısıdır. Kadın şeriat ehli olursa, tarikat ehli olursa, onun her hali nur olur. Çünkü o haneye melekler gelir, feriştahlar gelir, veliler gelir; onların geldiği yer de hakikaten nur olur.

O hanenin efendisi dışarıda ne kadar zahmet, meşakkat ve suğul ile olsa da, eve gelip o nuru içtiği gibi derdinin dermanını bulmuş olur. Her keyifsizliğin şifası içtiği o nurdur.işte bu hal hanımının şeriat, tarikat sahibi olmasıyla hasıl olur.şu buyrulan bize bir hakikat aletidir:

Kuralım halkayı zikri
Kamu bir edelim fikri
Edelim hamd ile şükrü
Bu meydan-ı muhabbettir
Bu bir iyd-ı meşerrettir

insanların hanımı hakikaten şeriat- tarikat sahibi olursa, emin olun, bunların her günü sürur bayramıdır.

Amma eğer muhalif olursa gene acaba erkeğin şerefine mani olabilirler mi? Mani olamaz ama: “Hayrü’n-nas menyenfeunnas” buyurur, sonra da : “şerrü’n-nas menyedurrun nas”buyururlar.

Elbette bunda bir felaket de var ki, “hayrü’n-nas”ı da “şerrü’n-nas”ı da tefrik ederler (ayırırlar), Çünkü, “şerrü’n-nas” olanlar şeytanla beraber olurlar, “Hayrü’n-nas” olanlar da Allah(C.C.)(C.C.)ile beraber olurlar, benim efendim!


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 12.BÖLÜM


- Kadınlar bize emanettir.
- Kadınlar hem nur, hem de nardır.
- “Kellimini ya Humeyra!” buyurmuştur.

Hakikaten her şey zamana göredir. Bu zaman cennet alemidir. Bu zamanı biz muhalif görmeyelim. Çünkü cennette insanlar öyledir; erkekler kadınlar hepsi bir makamdadır. Cennette olan alem ne demektir? Hakikaten tarikatın var ise, halinden de haberdar değil isen, bir kadın görünce de ki: mürşidim bana bu şekilde görünür! Gördüğün zamanda birinci bakmanda mes’ul olmazsın.ikinci bakmanda da: Bak bu kirpikler, bu kapaklar şeriattır. Seriat kapaklarını kapatınca şeriata hadim oldun.. Bir insan şeriata hizmetçi olursa, elbette Allah(C.C.)(C.C.)’ın bir lütfuna mazhar olur.

Sonra insanlar hulusunun bârını (meyvesini) yer. Ben ki, seni mürşidim görürsem, sen benim mürşidim olursun. Hem de senden tamamiyle feyz alırım. Bu vasıtayla bende bir mürşid muhabbeti meydana gelir. Bu sefer iktidar aldığı kuvvete yalvarır, der ki: “şahım sen beni imtihan ediyorsun! Amma ben aciz bir kulum. Benim haddim midir senin imtihanından beraat edeyim! Bana himmet buyur, sen beraat ettir!” diye niyaz edersin efendim.

şayet tarikatın kemaline malik olmuşsan: “Âlem kamu bir yüzdürür”. Emin ol ki, böyle şeklen şeyhini görürsün. Kimi görürsen gör! Onun için buyurmuştur ki: “Alem iyi de bir ben kötüyem”.

Ben ne ile iyi olurum? Alemi bir yüzle görürsem iyi olurum. Niyazi Hazretleri buyurur:

“Alem kamu bir yüzdürür Gören onu hayran imis”

Yine buyurur ki:

“işit Niyazi’nin sözün
Bir nesne örtmez Hakk yüzün
Hakk’tan ayan bir nesne yok
Gözsüzlere pinhan imiş.”

- Padişah dinlemez!

- Onun bildiği “ho” ile “lo”.
- “Dağ kuşu dağda, bağ kuşu bağda.”

Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) buyurur: “Kulum sen eğer nimetini takdir eder şükrünü yaparsan, biz azimü’ş-şan senin nimetini artırırız.” Yok eğer nimetini takdir etmezsen Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza etsin.

Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) bütün mü’min olanların kalbine rahmet nazarı ile nazar buyurur, bazı kalb o rahmeti tebdil eder. Bu neye benzer? Nisanın yedisinde bir yağmur yağarmış. Dürr hayvanı (istiridye) bu yağmura ağzını açar bir damla düşünce; bu olurmuş inci! Mâr hayvanı (yılan) da o yağmurdan bir damla yutunca, onun tıyneti icabı; olurmuş zehir, ağı! Benim sultanım. Teşbih buyurulan şekilde, Allah(C.C.)(C.C.)’ın günde bir defa buyurduğu rahmet nazarını herkes kabiliyeti hududunda; ya saadete, yahut da şekâvete tebdil edermiş. Buna buyururlar:

“Verdi kâfirin muradın ya senin vermeye mi”

Sen eğer saadet selamet hududunda Allah(C.C.)(C.C.)’a niyaz etsen, yüzünü göğe tutup yalvarsan, hiç imkânı var mı ayı görmeyesin..

Aman ya Rabbi!. Aman ya Rabbi! Hayre’n-nasırin.. Ya Rabbi.. Amin, amin, amin.. Ey âmediler şairin..

- Ziyaretiniz Mekke, Medine ziyareti ola..
- Ye Pirim ye!.
- insanlar temkin, iktisatla zengin olur..

Elhamdülilah, mürşidi kamil olanların benim sultanım, müridleri bile sualden hesaptan beridirler.. Allah(C.C.)(C.C.)’a şükür!

Onların mesnetine ( derecesine, memuriyetine) göre mürşidin hizmeti hangi şehirde ise; çünkü, Hakikat sehri var, Canan ili var, Bülbüller şehri var, Güller şehri var,şan sehri var; böyle dokuz şehir sayarlar.. Mürşidinin hizmeti hangi şehirde ise, o şehirde ne gibi bir rütbesi var ise, o rütbesiyle beraber, ayni askeriye ve mülkiye gibi; Nakşi tarikatler askeriye, Cehri tarikatler mülkiye, benim sultanım.. Onların ne hesabı var, ne suali var. Onlar darı beka’ya göçtüğü günü, mürşidi hangi şehirde ise kendisi de o şehirde.. Onu artık dil söylemekten acizdir. O şehrin ne kadar kıymeti var ki, elhamdülillah, o şehirler yine yeryüzünde emin ol..

Yani vücutları sabit. Yani mahşerde o şehirler tamamiyle meydana gelir. O şehirlerin umum halkı sualden hesaptan beridirler.. Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) lütfedip de mahşer hesabını gördüğü zaman, onlar mest ü hayran halinde, Allah(C.C.)(C.C.)’ın cemalinden mest olmuş halde. Ne zamana kadar? Ne zaman herkes makamına dahil olduktan sonra tabii! Allah(C.C.)(C.C.)’ın o da bir âlemi. O yeni âlemde onlar da kullara olan iltifat hududunda kulluklarını yapacak. Ama orda dünya gibi değil, dünyadan ne götürmüşsen sermayen o. Çünkü dünya ahiretin mezrası, benim sultanım. Salih Baba buyurur:

“Eriştim âhir bir mürşide onu hızr-ı zaman gördüm
Demi enfası Mesiha Muhammed’den nişan gördüm”

- Toprak nereden alınmışsa kabir orasıdır.

- Dünya muradı o toprakları ziyarettir. Asıl murat Kabe’nin sahibini ziyarettir.

Mevlana Halidi Bağdadi Hazretlerinin bir temsili vardır. Mübareğin paşazade bir müridi var. Nasılsa bu zatı muhterem, ne kadar ali cenap, ne kadar sevgili bir mürid amma bir türlü paşalığından vazgeçemiyor. Paşa oğlu olduğunu hiç unutmuyor. Ne gibi bir bahis açılsa, ben filan paşanın oğluyum diyor.

Ahiri, Mevlana Halid Hazretleri bunu reddediyor. Ama zahirde olan bir hal. Bütün halifeleri gelip ayaklarına sarılıyor. Gün başına bir halifesi varmış mübareğin. Diyorlar ki: Efendim, ya bizi de reddet, yahut da paşazadeyi kabul buyur. Buyurur ki: Ben sizi bu tahtıma rabtettim, buyurun nereye giderseniz gidin. Eğer paşazadenin kabulunü istiyorsanız, bir hayvana ters binsin, bir iskembeyi boynuna sarsın, bir takımını ağzına, iki takımını da ellerine aldığı ciğerleri sallayıp:
- Ben paşazadeyim, ben paşazadeyim diye çarşı ve meydanda bağırarak dergaha gelirse
onu da kabul ederim.. Bu şekilde dergaha gelen paşazade de artık paşalığından vazgeçiyor elhamdülillah.

şahı Nakşibend Efendimiz buyurur ki: Bir mürid ameliyle terfi eder, hizmetiyle terfi eder, amma lakin mahviyetle yapmış olduğu terfiini hiçbir hizmetiyle yapamaz. Eyvahını, amanını unutmamak lazım. Kuddusi Baba buyurur:

“Ben anladım işim bitmez Sana yalvarmadan gayrı”

Onun için müridin kârı: Aman Ya Rabbi, Aman Ya Rabbi, sen beni kurtar, Aman Ya Rabbi sen beni affet, benim sultanım.

( soy varlığında oluğu gibi, amel varlığında olsun, ilim ve hizmet varlığında olsun her türlü varlık hasıl edici hallerden Allah(C.C.)(C.C.)’a sığınıp aman’a sarılmayı emir buyurmuştur.)

-“Korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız.”
- Kabiliyet dad-ı Hak’dır, neylesin mürşidi kamil.
- Ameliyle bir kulu cennete koymaz, fazlu keremiyle koyarlar.

Bir talibin hizmetine devamı şarttır. Ama özrü oldu da terk etti, beis (zararı) yoktur. Özrü olmadan, kasten terk etti ise zarar eder. Tarikattan çıkmaz ama zarar eder. Ne gibi zarar eder?

Bu şark temsilidir, derler ki:

“Kızan küser payını keser”

O gün alacak olduğu feyzinden, rahmetten biraz hafif olur benim sultanım. Amma, özrü hududunda tesbihini çekmedi, mürşidi onun tesbihini çeker. Gene o tesbihin terfii ne ise, nimeti ne ise tamamiyle o müride ihsan eder hiç şüphe etme. Sonra suğullu tesbih çekmişsin, senin ruhun meşayihin ise, meşayih senin her hizmetini huzur ile görür. Hikmetullah, meşayihde de celal var, cemal var. Cenabı Hak buyurur:

“Ettayyibuni rittayyibat”

Bu cemal terbiyesidir. Bir de buyurur:

“El habisune lil habisat”

Bu da celal terbiyesi. Mürşidi kamilde hem celal terbiyesi var hem cemal terbiyesi var. Bazı vücutta celal terbiyesi olur, bazı vücutta da cemal terbiyesi olur. Bazı vücutta da kah celal kah cemal olur. Ala meratibin say da say. Bizim tarikimizin usulü başkadır.insanlar ameliyle, hizmetiyle terfi eder lakin mahviyetle yapılan terfi aliyyulaladır benim sultanım.

- Sigara haramsa yakıyorum, helalse içiyorum.
- “Kuş var et yer, kuş var eti yenir.”

Müslümanlara hizmet görüyorsan korkma, insanların az çok hizmeti şarttır. Buyurur: “Baba himmet oğul hizmet”

Müslümanlara hizmet hududunda sana akseden muhalif kelamlar için buyurur: “Attığın taşlar başına dokunur bir bir senin”

Benim sultanım.şer işlersen deftere yazılır amma müridin, tarikat ehlinin hizmeti deftere yazılmaz. O hizmet Allah(C.C.)(C.C.)’ın yed-i kudretine (kudret eline) teslim olur. Yed-i kudrette büyüye büyüye öyle bir adalet, öyle bir lütuf, öyle bir ihsan olur ki, artık o mürid için adeta gözenin (pınar) suyunu nasıl kurnadan akıtmak için künk lazımsa, o amel ona, o suya künk olur ve gelir kurnadan akar. Akmaktan mana ise, kalbine feyzi ilahi, Cenabı Hakkın azametiyle akar, dolar.

Kalb ise nüsha-i kübradır. Cihanın suları kalbe dolsa yine kalbin hararetini söndüremez. Öyle ki, kalbde aşkın vücudu var. Diyelim ki aşıklar cehenneme gitse, cehennemin ateşi söner. Çünkü aşk ateşin mafevgidir (amiri). Onun için:

“ver beni de al beni”

Allah(C.C.)(C.C.)’ın zatına karşı da tesbih vardır. Ver beni de al beni, işte bu tesbihtir.

“fezkuruni”fermanı ile Cenabı Allah(C.C.)(C.C.), kulum sen beni zikret ki ben de seni zikredeyim, buyurmaktadır.

Ona göre nimetimizi, takdir ederek hizmetimize devam edelim, benim sultanım.


DEDE PAŞA HZ. (K.S.) SOHBETLER 13.BÖLÜM


- Müslüman şapka giyse şapkası olur Müslüman.
- insanlar yare sahip olursa ağyare mağlup olmaz.

Efendim, Aaaaaaaah beğim, ne edeyim, bu zamanda red yoktur. Bir mürid, şeyhini zemmeder, şeyhini hicveder, şeyhine muhalefet yaparsa asi olur. Bu sefer haliyle kendi kendini ayırır tarikattan.şeyhinin muhabbeti derununda olur, tasdikinde noksanlığı olmazsa o başka. Takriri, tasdiki olur, muhabbeti olur da günahı bu yeri göğü doldurmuş olsa da yine korkulmaz. Bizim tarikimiz günahkarlar tarikatıdır. Günahını günah olarak bilip de Aman Ya Rabbi estağfirullah diyen hiç günah işlememiştir benim sultanım.şart ki günahını bilip “aman”ına sarılsın.şart ki muhabbet, ihlas, edeb ve teslimine uysun. Buyurur:

“Canım kurban olsun kıymet bilene”

Günahını hüner kabul edenler ise, Allah(C.C.)(C.C.) muhafaza buyursun şeytana alet olur..

- Yarabbi, bizi bize bırakma.
- En doğrumuz orak gibi doğru.
- işte keşkülü, eyvallahı da içinde.
- insan insanın şeytanı, insan insanın rahmanıdır.
- Nimet bilene, görene, köre ne?
- insanlar ben bilirim davasında yanılır, sen bilirsin duasında ise âli olurlar.

Bir müridin hayatı mematı mürşididir. Mürşidin reyi ve rızası olmadan hiçbir kimseden müride fayda olamaz.şeyhinin rızası ve emri olmayan bir hizmetten, bir virdden müride zerre miktarı bir hayır gelmez, Hiçbir kimseden de feyiz ve himmet ulaşamaz. Yunus Emre Hazretlerine Hızır aleyhisselam buyurmuş:

- Yunus, senin şeyhinin feyzi benden gelir, öyle olduğu halde bana ikram ve itibar etmiyorsun!

Yunus Hazretleri buyurmuş ki:

- Benim feyzim bana şeyhimden gelir..
Tarikatın aslı ve usulü böyledir benim sultanım.

- Dünya, deniler (alçaklar) için deni, âli adamlar için de âlidir.
- “şeref-ül mekan bil mekindir” (Yerin şerefi orada oturanın şerefine bağlıdır.)
- Nimetin, ayetin en hulasalı manası ahirinde olur.
- şeyhinin üzerine muhabbetin olmasın.

Ya gardaşlarım, bir zaman gelecek ki, bu kelamların ne olduğuna, ne gibi nimet olduğuna malik olacaksınız. Elhamdülillah Cenabı Allah(C.C.)(C.C.)’ın, Habibinin hatırası için, bize olan şefkat merhametini biz işitsek, bütün servetimizi şükrane sadakası dağıtırız. Ama tabii, Cenabı Allah(C.C.)(C.C.) bize o nimeti bildirmez ki. Biz bilsek benim Efendi şahım, bu sefer Allah(C.C.)(C.C.) göstermesin Cebriye- Kaderiye mezhebine geçeriz.

- Cenabı Hak sular gibi aziz, şekrler gibi leziz, nimetler gibi kadirli kıymetli etsin.
- Kadrinizden ziyade nimete malik olasınız.
- Piri olanın gamı olmaz
- Altınını boz keyfini bozma

Evliyaullahın sohbeti; berrak, tertemiz ve devamlı akan bir çeşmeye benzer. Bu çeşme temizlik ve hayatın kaynağıdır. Dede Paşa Hazretlerinin sohbetinin, ilminin ve kemalinin nihayeti yoktur. Bütün davranış ve halinde olduğu gibi, kelamları da ayet, hadis mealidir,

Kur’an ve sünnet ıtrıdır. Beşer suretinde yaratıldığı halde, kendisine meleklerin secde ettiği Adem aleyhisselamdaki safiyet, peygamberler atası ibrahim aleyhisselamdaki şehavet ve teslimiyet, Musa aleyhisselamdaki şecaat, isa aleyhisselamdaki velayet, Muhammed aleyhisselamdaki mahviyet ve makbuliyetin sahibi olduğu halde, Eyyub aleyhisselamın sabrı ve Nuh aleyhisselamın sebatı ile böyle bir cebir devresinde, Piri Hz. Sıddık’ın şefkati,

Hz.Ömer’in hizmet ve gayreti, Hz. Osman’ın hilmi ve Hz. Ali Efendimizin velayeti ile fiilen 77 veya 78 sene hizmet görmüş misilsiz bir Allah(C.C.)(C.C.) eri’dir. Böyle bir velayet ufkunu, maddi ve beşeri hadiselerle, kifayetsiz tarihi nakillerle anlatmaya çalışmak lüzumsuz olur.

“Zahir batını olmuş ayniyle Sıddık-ı zaman
Adalet devletinde Ömer ve hayada Osman
Ebu Turab’dır bir adı velayette Eba Hasan
ismi şerifine demişler Dede Paşa Sultan”

Sürur, feyiz, bereket ve üstün nimetlerle dolu olarak bir asra yaklaşmış mübarek ömrü 4 eylül 1973 yılında tamamlanmış; etrafındaki dağları küçülterek biraz geriye çeksek, “Kuyi mahbubu Hüda”ya yardılısı fevkalade benzeyen ve bu benzeyişinin yanında batınen de layık ve muvafık bulunmuş olacak ki, Osmanlılar devrinde Medine-i Münevvere’nin vakfı yapılan, manen de bütün şark vilayetlerine bedel olduğu her vesile ile tekrar edilip duran Erzincan’ın Terzibaba Kabristanı girişinde, soldaki hüzün, huşu ve himmet iklimi ile gölgelenmiş, yumuşak çakıllı yolun az ilerisinde; burada da hala şeyh efendisinin ayak ucunu kollayıcı ve kendi kademini aksettirici, mütevazi, şefkat ve şefaat dolu bir tebessümle karşılatıcı kabri şerifine, bütün bağlılarının gönülleri ile birlikte tevdi edilmiştir. Salih Baba sanki O’nun için buyurmuş:

“Aç basiret gözünü bak bu cihana müddei Var mıdır dünyada bir can kamil insandan leziz”

“Yaradılış toprağı nereden alınmışsa kabir de orasıdır” buyurmuştur. Dertlilerin, bağlıların, kıymetini bilenlerin niyaz ve tevessül kapısı olan bu Ravza öyle bir lütfu, öyle bir kerem ve merhameti sinesinde bulunduruyor ki, oradan yalnız insanlar değil bütün mahlukat nasipleniyor. Bu nasibin bir numunesini 1979 yazında dört- beş ihvanla söylece müşahede ettik:

Sıcak bir yaz günü, kabri şerifi ziyarete varınca, yedi adet beyaz, mor ve karışık renkli koyunun yüzlerini sanki bir film sahnesi gibi kabrin taş duvarlarına yapıştırmış, kimi yatar vaziyette kimi de ayakta lakin bariz bir huşu ve sukunetle, kimi güneşte kimi de gölgede, bir minyatür levhasındaki eski dervişan teslimiyetiyle ve geviş getirme gibi bir uzvi- tabii fiilden de sakınarak, öylece durduğunu, adeta kendi aralarında bir hatme rabıtasında imiş gibi uzun müddet hareketsiz kaldıklarını gördük. Hemen yanlarına çömelip onların âlemini bozmamaya çalısarak ziyaretimizi ikmale uğraştık. Bu arada yanımıza gelen kabristanın bekçisi:

- Ne kadar uğraşsam nafile; bu hayvanları en gölgelik yere, en fazla ve taze otu olan bölgeye götürsem de biraz sonra topluca bu kabre gelip şu gördüğünüz vaziyette, güneşe de aldırmadan duruyorlar..demiştir.

Dergahta bu vaziyeti anlattığımızda ise Abdurrahim Reyhan Hazretlerinin: - Koyunlar masum meleklerdir. Onların gözünde gayb perdesi olmadığından üstün kemal ve yüce velayeti görürler, buyurmuştur.

Sohbetinde inci, mercan dediler,
Lütfa erenler ona: “Can, Can” dediler.
Dedim yurdunu Bayburt kılmış Sübhan!
“Vatanı O’nun Erzincan” dediler..

Talibe ihsanı çokdur Rahman’ın,
“Kail olmuş O’na piran” dediler..
Yar olmayan uzaklaşır Mevla’dan,
“Pek elim ateşi hicran” dediler..

Muhabbet besleyeni alır semtine,
“Sevenini sever Yezdan” dediler..
Kendi gül, sünbül, Reyhan’dır kokusu,
“O ıtrı duymayan pişman’ dediler..

Keramet üstü harikadır zatı,
Kemali, şanı: “Adabı Furkan” dediler..
Habibinin zülfü, varisi olmuş,
“Mülke Rabbani bir ihsan” dediler..

Nasıl vasıl olalım ona deyince:
“Kul olsun ona cümle ihvan” dediler..
Fehmi; halin yaman senin! dedim de,
“Gafil, Paşa yüce Sultan” dediler..


Erzincan Terzibaba Mezarlığı Resim Galerisi



Bu kıymetli sohbetler, Dede Paşa Hazretlerinin Dar ı Bekaya göçtüğü 1970’li yıllarda çok kıymetli ihvan ağabeyler tarafından hazırlanmıştır. Yeniden yazılma tarihi 2007 yılında olmuştur.

Tekrar düzenleme yapılması ise 2008 de düzenlenerek degerli kardeşlerimizin hizmetine sunulmuştur.

Rabbim cümlesinden razı olsun.Düzenleyen:Ayancık Zaviye köyü paylaşım forumu

report phishingreport abuse