NÂBÎ 'NİN OĞLUNA VERDİĞİ ÖĞÜTLER-2

Ahlâkça iyi yaratılışlı ve meşrebce geniş olmak, kalp aynasına parlaklık verir.

Güleryüzlülük rahmet alametidir. Suratı ekşitme ise nefrete sebep olur.

Kötü huy, kötü alışkanlık ve kötü meşreb, sahibini, ebedî olarak istenmeyen kişi yapar. Başkaları ondan kaçarlar.

Her kimin ki işi büyüklenme olsa, gidişatı ve hareketleri başkaları tarafından hazmedilmez.

Gururlu olmak şeytanın sıfatıdır. Gururlu kişi tıpkı şeytan gibi Allah katında kovulur.

Büyüklenen kişilerle oturup konuşma. Bu tip kişilerden daima kaçın.

Eğer onlarla bir arada bulunmak kaçınılmaz olursa, artık çaresiz sen ona karşı tevazu göster.

Gerçi akıllı kişiler şeker gibi tatlı bir söz söyleyip "Sana karşı kibirli olana sen de kibirli ol" dediler.

Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüğe çıkar. Onun için sen yine de onu tevazu ile savuştur.

Kibir ve gurur insanın yaratılışında mevcuttur. Bunlar müzmin bir hastalık ve bir nasır yarasıdır.

Bu vadiye düşen kişi iflah olmaz. Onun kötü hastalıkları düzeltilmez.

Sakın mertebe ve makam sarhoşu olma; Allah'tan gelen kötü şeylere de karşı durmaya çalışma.

 

Kimseye büyüklük taslama

Büyüklük ve ululuk, Allah'a aittir, kullarda bu sıfatlar bulunmamalı.

Yaptığın her şey kullara yakışır şekilde olsun. Allah'ı gücendirecek bir şeye sakın elini uzatma.

Sende kibir ve gurur göründüğü zaman Allah, boyunu ikiye büker, sırtını yere getirir.

Tutalım ki merteben dokuzuncu kat göğe çıkmış olsun, sonuçta yine de Allah'ın alelade bir kulusun.

Sertlik ve kabalıkla halkı kapından kovma. Kimseye el ve eteğini öptürme.

Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun eteğini öpülmekten uzak tut.

İnsan olarak sana düşen, yüzünü yere sürmendir. Hele el-etek öptürmek de asla kula düşmez.

Kendin için ayıp olan bir şeyi aklından bile geçirme, elinde olduğu müddetçe sakın başa geçme, idareci olma.

Gerçekte devlet idareciliğinin davacısı çoktur, onun için o makamda senin kıymetini bilemezler diye korkarım.

Sakın kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlık yapmasın.

 

Edep insanın süsüdür

Halka yumuşaklık ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla buluş ve sakın onlara, ayağa kalkma külfetini yükleme.

Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakın takışma.

Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin saygınlığına sebeptir.

Utanma duygusu iman nurunun süsüdür. Utanmazlık ise dünya ve ahirette ne yaman şeydir.

Yolu yordamı iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatının nasıl tazeleşiverdiğini gör.

Edep insanın süsüdür. Edepsiz ise şeytanın arkasından gidendir...

Hazret-i Allah hâzır ve nazır, her yerde daima mevcud ve her şeyi görücü iken, sakın Ona karşı edebini terketme.

Peygamberler sözüne uyup "Basit de olsa her kişinin yüzüne gül."

Peygamberler mesleğini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmuştu.

Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin. Âlemin övüncü olan Peygamber dedi ki: "Hikmetin başı yüze gülmedir."

Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve aşağılıklara karşı yüze gülme siperini terketme!

Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kişilerin yüzüne gülmekten daha sağlam bir kale olamaz.

Rüzgâr gibi her yere girip çıkma, güneş gibi de her kapıyı dolaşma.

 

Herkesi sırrına ortak etme

Ehli olmayan kişilere sırrını açma. Âdilere, layık olmayanlara da meclise girmeleri için yol verme!

Herkesi sırlarına ortak edinme; sırrını pazarlarda satılan süs malı haline getirme, pazara düşürme.

Herkesin sözünü sadakatle ve dostça söylenmiş sanma; lakin herkesi de iki yüzlü kabul etme.

Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma, nefsini kırmaktan, körletmekten da sakın geri kalma!

Yüzüne karşı yapılan övgü ve medih, elbette gösteriş pisliğine bulaşmıştır.

Seni yüzüne karşı söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastalığından bir farkı yoktur.

Bu kişiler senden ümidi kestikleri andan itibaren —bayram bile olsa— artık kapını çalmaz, yanına uğramazlar.

 

Bir söyle, iki dinle

Ey oğul! Başkalarının evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildiğin yere değil, hürmet ehli olanların evine git.

Vardığın meclis doğru yolda insanlarla dolu olmalıdır, fesat ve kötülük kumkuması olmamalıdır.

Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalıdır.

Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düşürür.

Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak!

Sözünü mümkün olduğu kadar kısa tut ki, inci ve mercan gibi değerli olsun.

Söz söylerken sana "söylediği az, mânâsı çok" hikmetinin mânâsı bir gidiş yolu olsun.

İnsanlarda bir dil, iki kulak vardır. Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle.

Gerçi çok konuşan hafiflik eder, boş konuşur; buna karşılık, dinlemeyi tercih eden ağır başlılık eder.

Sözü ne kısa, ne de uzun söyle. Sözün ne zaman söylenmesi gerektiğini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne ağır.

İrfan ve olgunluk metaını teraziye koyan bilgeler dedi ki: "Çok söz ancak Kur'an'a yaraşır."

Söylediğin sözü tekrarlama, bir şeyi iki defa söyleme.

Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah'tan bağışlanmayı isteme sözü olmalıdır:

Zikir yaparken alenen dudaklarını kıpırdatma, zikir ve Allah'ı anış gizli gerektir.

 

Kimsenin ayıbını yüzüne vurma

Riyakarlık meclisine aşağılık kişiler katılır, ondan elde edilen sonuç da fenalıkların yağmalanması olur.

Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et.

Kimsenin ayıbını yüzüne vurma; bir kişi ayıplı da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle.

Asla kimseyi cahillikle suçlayıp da Allah'ın yarattığı bir insanı ayıplandırma.

Aman ha! Kimseyi ayıbıyla ayıplama! Böyle bir şeyin sonucu ebedî bir tasa olur.

İlim cevherini sana bağışlayan Allah, sana ilmi; ona da cehaleti uygun bulmuş.

Bu, Allah'ın hikmet rabıtasıdır, kudretin adilce verdiği kısmetidir.

Bu söz dudaklarının bir süsü olsun: "Kimsenin ahım alma, halin yaman olur."

Cefa ve sitem işini terket. Aman ha! Kerem et de kötü bir iş olan kalb kırıcılık yapma.

Cancağızım! Hele ne yaparsan yap da, tek kalb kırıcı ve kesin dilli olma.

Hatır yıkmak günahların en büyüklerindendir, hatta bütün günahların en kötüsüdür.

Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatır yapmaya çalış da Allah'ın Arş'ını harap etme.

Hiç Yüce Allah, mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarına razı olur mu?

 

Kalbinde hileye yol verme

Ey söz meziyetlerinin sayfasını okuyan, ey olgunluk mektebinden dersler öğrenen oğul!

Boşboğazlığı ve ikilik çıkarmayı alışkanlık edinme ki bunlar bağlılık sarayını berbat ederler.

Kalbinde hileye sakın yol verme. Budala olabilirsin, saf olabilirsin, ama sakın pinti olma.

Ah o hilekarlık ve düzenbazlık! Aman ne kadar da istenmeyen birer iştir. Onları yapan kişiye kazandırdığı ise sadece ortalığı karıştırmaktır.

Bunlar şeytanın işlerine yol gösterir, bu işin cezası da zindandır.

Hile yaparak fitneler koparanlar, hayır için bir zerrecik bile ağızlarını açmazlar.

Böyle kişiler diğer insanlar tarafından ayıplanmış olurlar. Yaptıklarından ellerine geçen ise, hayır ve bereketten mahrum kalmaktır.

Bu kişilerin kazandığı ve ele geçirdiği tek şey kötü şöhrettir. Üstelik günleri de gam ve sıkıntı içinde geçer.

Şu atasözü halk arasında meşhurdur ki: '"Hileci kişiler kolay kolay can veremezler."

Haksızlık, nifakçılık, sözünde durmama, dedikoduculuk, kötü düşüncelilik ve kötü ahlak... Hepsi, cehennem ehlinin sıfatıdır ve imanlı kişiler için kötü hareketlerdir.

O din serveri Peygamber (a.s.m.) dedi ki "Müslüman, halkın dilinden ve elinden emin olduğu kişidir."

Ey iyilik sahibi olan kişi! İmanlı kişilerin ırzı, malı ve kanı, insanlara Allah'ın birer emanetidir.

 

Borçtan çok sakın

Ey babasının cam! Şu sözümü kulağına küpe et: "Borçtan çok sakın... Borç insanı perişan eder, eğer kişi Eflatun kadar akıllı bile olsa, borç onu deliye döndürür."

Borç kültürlü insanları aptal eyler, hatta kişiyi, kahramanların en kahramanı bile olsa kadın gibi korkak eyler.

Borçlu kişinin vücudu sıhhatli, ama içi hastadır. Borçlu, alacaklısının karşısında da boynu bükük bir köledir.

Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canını teslim edeceği anın gelişi gibidir. Borcunu veremediği için çarptırıldığı hapis cezası ise ölülerin mezarı sayılır.

Hele alacaklısı da şer bir kişiyse, her gün kafasını düşünce ve kederlerle doldurur.

Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanın belini büker.

Alacaklısı faizi de dahil, borcun ödenmesini istediğinde "Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin" der ve yalancı şahitleri de yardıma çağırır. Yani borcun faizini ödemekten aslını ödemeye fırsat kalmaz.

Bu yolla borçluyu cefaya sürükler ve zavallı dertliyi bir de halka rezil eder.

Ey gözümün nuru! Bu tür borçtan Allah Teâlâ seni korusun.

Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi. Borçsuz olarak aç ve çıplak yatmak, borçlanmaktan iyidir.

Rehinsiz ve kefilsiz sakın kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlaşmazlık çıkar.

Halkta Allah korkusu azalmıştır, onun için, baltalama ve inkâr, hemen hazırdır.

Bazı güçlü kişiler de vardır ki haklının hakkını vermemekte üstlerine yoktur. Bu kişilerin yaptığı iş inkâr ile inkarlarını ispat için ettikleri yemindir.

Sonra bu hengame giderek büyür ve senin hakkını sana vermez de hakimlere rüşvet olarak yedirir.

 

Er kişi yalana tenezzül etmez

Ey cömertliğin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlık okulunda edeb öğrenen oğul!

Yalan ve aslı olmayan şeyi sakın söyleme ki kendi söz sabahında parlaklık olsun.

Er olan kişi, yalana tenezzül etmediği gibi yalanın kötü sonucuna da tahammül etmez.

O kötü kişi ne utanmaz ve arlanmazdır ki, yalan ile ağzını pisletir.

Yalanın —ki aslı olmayan bir sözdür— İslâm inancında gireceği bir kapı yoktur.

Bütün işlerin bozukluğunun aslı, yalandır, Akıl sahibi kişiler onu yapmaz.

Ancak gayesi, düşmanları ortadan kaldırmak olan yalanı söylemek kötü değildir.

Yoksa her yalan söz, aykırılıkların özüdür; zaten böyle söz de boş lakırtıdan başka bir şey değildir.

Yalan söyleyen bu tip kişilerle dostluk kurmaktan sakın ki onunla sohbet etmekten dolayı kişiye Cehennem ateşi isabet eder.

Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultanı Hz. Muhammed (a.s.m.) dedi ki "Bir ağızdan yalan söz çıktığında... O

taraflara kötü bir koku yayılır ve oralara melek inmez... Yalanın söylendiği yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayı melek uğramaz."

İnkarcının inkârı çok kuvvetli olmazsa, kendi sözünü yeminle kuvvetlendirmeye kalkma.

Nice insanlar var ki yalan söyleyip aslı olmayan şeyler anlatarak övünürler.

Sonra da yalanını tasdik ettirmek için yemini, sözün doğruluğu hususunda sıkıca bağlanmış bir kemer haline getirirler.

Allah yolunda ilim yapmış uğurlu kişiler, can verirler, ama yine de Allah adı vererek yemin etmezler.

Ancak bilgisiz cahiller, ahmaklar ve inatçılar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalışırlar.

Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüşüz ki her sözlerinde üç kere yemin ederler.

Çok yemin edenler imanlı kişiler değildir. Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalancılıklarının şahididir.

Bundan daha iğrenci, nice hırsız ve kötü kişilerin yalanları ile âdeta veli imiş gibi hareket etmeleridir.

Bunlardan bir çoğu, güya kerametlerinin şöhretine parlaklık vermek için yalan rüyalar uydururlar.

Aslı olmadığı halde takva ve doğruluk satanlar iki âlemde kurtuluş yüzü görmezler.

 

Baharda gezintiye çık

Ey Allah'ın yarattıklarını temaşa eden oğul; ey akıllılık ticarethanesine dünyaya nazar eden oğul!

Gezip dolaşma mevsimi olan bahar ayları gelince gezintiye çık.

Bazan yeşillikle dolu yerlerde dolaş ve Allah'ın rahmetle ortaya koyduğu esere bak.

Allah'ın yaptıkları hakkında gözünü dört aç ve gör ki O, ölü toprağı, bahar mevsiminde yağmurlar ile tekrar diriltmiş.

Yeşilliklerin, kırların kırmızısı, sarısı ve beyazı hep o yeşillikleri ortaya çıkaran Allah'a işarettir.

Kırların taze fidanlarının salınışları, insanın gönlünde keder bırakmaz.

Gül bahçesi taraflarından akan o tatlı sular, coşku kuşuna kanat ve telek yetiştirir bitirir.

Dere kenarında yeşillikler ne güzeldir, yasemin renkli selvilerin cilveleri ne hoştur.

Güzel sesli bülbülün nağmeleri, insana can bağışlar.

İnsanlığın, nefsin çektiyse kuşların şakımalarını da dinle...

 

Gece sabırla sabaha kavuşur

Ey ebedî yüceliğe doğru koşan; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren oğul! İşlerinde acele etme, sabret. Sabır kapı üzerinde duran, sıkıntılardan sonraki sevinç anahtarıdır.

Sabır ile düşmanlar dost; yol kesiciler yol gösterici olur.

Her işin düğümünü çözen sabırdır. Karanlık gece bile sabreder de sabaha erişir.

Sabûr Allah'ın isimlerinden biridir. Sabır sonsuz hikmetlerden bir hikmettir.

Hikmetler söylemede şekerler yiyenler "Sabır, sıkıntıdan sonra gelen sevincin anahtarıdır" dediler.

Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onların sahibi olan Allah'a karşı inleyici bir âşık ol.

Seher vaktinde yatma da uyanık ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada.

 

Gaflet elinde oyuncak olma

Ey olgunluk denizinin incisinin soyundan gelen oğul! Şu söyleyeceğim inciler kulağına küpe olsun:

Asla oyuna rağbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasın.

Tavla ve satranca gönül bağlayıcı olma ki bunlar insana sıkıntı sermayesi olurlar.

Gerçi onları bilmek bilmemekten iyidir, ama bunlarla uğraşmak da boşuna ve gereksizdir.

Onlarla uğraşmak yerine insan gibi şöyle Allah'ın huzurunda işe yarayacak şeylerle meşgul ol.

Kur'an okumak, zikredip salavat getirmek varken vaktini oyuna harcama.

Allah'ın insanlara gerçek bir lütfü olan nefes hazinesi adi hevesler uğruna harcanırsa yazıklar olsun.

İrfanın varsa anla ki, dostların, "Vakit nakittir" diye söyledikleri işte budur.

En tatlı zamanların mayası, değersiz şeylerle uğraşırken yağmalanmış olursa yazıklar olsun.

 

Şeytanın bayrağını yükseltme

Ey kaynaşma ve dostluk kitabından ders okuyan; ey sohbet usullerinden edep öğrenen oğul!

Sakın ha, söz taşıyıcılık yapma ve koğucuun sözüne postacı olma.

Kulak kâsesine giren sözleri tellallık yaparcasına ona buna satma.

Şeytanın bayrağını yükseltici olma ve insanları birbirine düşürme.

Dilini sözler için bir cadde eyleme de, sana laf taşıyıcı demesinler.

Bir meclisten başka bir meclise söz getirme ve ağzını emanet sandığı yap.

Ağzını ve kulağını emanete sadık eyle. Eğer sorsalar bile iyilikleri için inkâr et.

O mânâ sultanı Peygamber Efendimiz "Lüzumsuz ve malayâni boş söz söylemeyi terketmek dinin güzelliğidir" dedi.

Sohbeti başkalarına nakletmek bozgunculuk çıkarır. Samimi dostlukların sebeplerine kıtlık verir.

Ayrıca çekişme, bozgunculuk ve fitne koparır; hatta belki de vuruşmayı doğurur.

Kimde bu sıfat yerleşmişse, o kişi sıkıntı diyarında başıboş biri haline gelir.

Akranları arasında yerilir ve kötülenir olur. Onun gelişini bir çok kişi uğursuzluk diye nitelendirir.

Onun vardığı yerde susar konuşmazlar ve "Kendinizi kollayın münafık dedi" derler.

O mânâ hırsızı ve haber casusu; sohbetin hepsini sabırsızca ve anında başkalarına aktarır. Allah kimseye böyle bir huy nasip etmesin.

Edep meselelerini öğreten hoca, mecliste söylenenlerin hepsine "Emanettir" dedi...

Ayıp, yüzlerce ayıp ki Müslüman bir kişi, söz terazisini bozsun...

 

Laf taşıyan nasıl çalışır?

Boşboğaz ve aşağılık birçok kişiler vardır ki söz taşımak için hızlı hızlı solurlar, koşarlar...

Ta ki bir an önce başkalarına yetiştirmek için oturamaz ve yeni getirdiği dedikodu haberini söylemedikçe duramaz.

Nefsine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmazsa o meselenin açılmasını beklemeye de sabredemez.

Dağarcığında her ne varsa hemen boşaltıverir. Heybesinin hemen başını aşağı getiriverir.

Ne duyduysa tamı tamına nakleder; hatta birazını da kendi kesesinden uydurur.

Laf taşıyıcı, bir sirke tulumuna benzer ki söz taşımazsa çatlar gider.

Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulaşmıştır, başkasında gördüğü bir dert ile ortak olmuştur.

Başkalarının sıkıntısından o zevk alır. Kimde bir keder görse kendisi sevinir.

Dili bir kurşun; haşin ağzı da bir tüfek... Bir nefeste savaş kıvılcımları koparır.

Onu ateşlemeye başladığı zaman, birini de bozgunculuk için saklar.

Anlatacaklarını bitirdiği zaman artık duramaz ve hızla oradan da ayrılır.

Bu sefer canını başka bir meclise atar, her ne yapıldıysa orada da satar.

Böyle böyle laf taşıyarak akşama kadar bütün şehri baştan sona dolaşır.

Onun huyu, âdeti ve işi budur. Gece gündüz biricik düşüncesi budur.

O soysuz, böyle halkın arasına düşmanlık bırakır ve o huyu; evladı ve neslinde de fasılasız devanı eder.

Böylece iki topluluk sıkıntı ve üzüntüleri hedef olur. Artık aralarında sulh bile olsa işin tadı kaçmıştır.

Onun yaptığı bozgunculuk dillere düşer ve bu arada kendisi de satılır gider.

Onun ahiretteki tek işi inleyiş ve çığlıktır. Çünki Allah "Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha şiddetlidir" buyurdu. Nice eşekler, nice haber ve hadiseler için ağızlarını ve kulaklarını bunlara vakfetmişlerdir.

Sakın böylesi kötülüklere bulaşmayasın ki iki cihanda rahat olasın!

 

Doktorluğun ve tıbbın önemi

Ey salınan ruh gibi güzel olan oğul! Mümin olan kişiye hekimlik ile din bilgilerini öğrenmek farzdır.

İlimlerin önemlileri içinde ilk sırayı tıb alır. Tıb ilmini delilerden başka hiç kimse inkâr etmez.

İçinde hekim olmayan bir şehirde oturmak caiz olmaz.

Hangi bayındır yer ki orada tıb bilgisi yoktur; orada insanlar ölümü hak etmişlerdir.

Allah, ilaç olmak üzere bitki köklerini hastalıklara bir şifa sebebi olsun diye yaratmıştır.

Adına hekîm denilmeye layık, gerçek doktorlara hazık, usta hekim denir.

Doktorlar, çeşitli ilimleri görmeye muhtaçtırlar ki her birinden bir parça nasip alsınlar.

Hastalığı, kişinin nabzını yoklayarak anlayabilmeli ve şehadet parmağı, yoklamak suretiyle hastalık casusu olmalıdır.

Tedbirlice ve denenmiş şekillerde ilaçlar vermeli ve asla cahillikle insan yaratılışını bozmamalı.

Doktor, hastaya sıhhat rehberi olmalı; aksine hastalığını kuvvetlendirmemelidir.

Hastalığa, kuralları ile şifa tedbiri almalı; yoksa insanları kobay olarak kullanmamalıdır.

Cahillik neşterini kan dökmek için kullanmamalı ve yüce ömrün yol kesicisi olmamalıdır.

Şurubu, sinir ağrılarını dindirmeli; yaratılışına zararı olan hastalıktan yok etmelidir.

Tecrübesiz ve deneyimsiz bir heveskâra, gerçek doktor denmez.

Kendi kendine doktorluk yapmaya kalkışan kişi doktor değil, öldürücü bir hastalıktır.

Birçok acaib kişiler, tabiblik sevdasındalar ve kendi hayalleri ile doktor geçinirler.

Böylesi, tıbba ait birkaç deyim öğrenmiş ve kendisini adeta Eflatun yerine koymuştur.

Sokrat'ı bile kendinden küçük görür. Hatta Bokrat'ı kendi talebesi kabul eder.

Onun derdi ya para yahut şöhret kazanmaktır. Yoksa hekimlik arada yalnızca bir vasıtadır.

Bu meslek hakkında sadece sanılarıyla hareket eder, yoksa ehlinden öğrenmiş değildir. Onun için cahilliğinden dolayı hastaları öldürür.

Nerde bir hasta görse pervasızca hemen nabzına yapışır, tabiî tutacağı yeri bilmeden.

Uzvun sertliğini yumuşaklığından bile ayıramaz; hatta vücudun kızarıklığını bile sarı sanır.

İnsanı ölüm içkisiyle sarhoş eder de zavallının ömür ağacını kırıverir.

İlaç şişesi görse, şarap şişesi sanır. Hacamatçı kabını görse, su kâsesi sanır.

İshale karşı yumuşatıcı sıvılaştırıcı ilaç ile yol açıklığı verir; kabız olanın imdadına da perhiz ile yetişir.

Kara sevdaya karşı kara patlıcanı ilaç diye verir!. Sarılık hastalığıyla karşılaşsa hemen kan alır!

Gerekmedikçe hiç boşuna vücudunu yorma da, bedenini deneme tahtası yapma.

Gerektiği zaman da hiç geciktirmeden usta bir hekimin söyledikleri doğrultusunda çaresine bak.

Üstadını bulduğunda derdinin çaresini ara. Kabiliyetinin derecesini bir tart.

Sancıların olmaması için sana Peygamberimizin gösterdiği doktorluk kafi. Zira Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın hekimliği ilgilendiren tavsiyeleri şifalı bir tıbdır.

Peygamber mide için "hastalıkların evi" perhiz için de "çarelerin başı"dır dedi.

Bu kuralı daima göz önünde bulundur ve sakın bunların derecesini arttırma.

report phishingreport abuse