HAZRET-İ MEVLANA'DAN ÖĞÜTLER-2

Tövbenin batı tarafından bir kapısı vardır; kıyamete dek halka açıktır.

Güneş batıdan baş gösterinceye dek o kapı açıktır; o kapıdan yüz çevirme.

Allah'ın rahmetiyle cennetin sekiz kapısı vardır; oğul, o sekiz kapının birisi tövbe kapısıdır.

Öbür kapılar, kimi çağda açıktır; kimi çağda kapalı; o tövbe kapısıysa hep açıktır, hiç kapanmaz.

Aklını başına al, fırsatı ganimet bil, tövbe kapısı açık; tez pılını-pırtını oraya çek; çek de hasetçi kör olsun gitsin.

 

Dört kötü huyu temizle

Bedenin dört huyu, Halil'in (a.s.) kuşları gibidir; onları boğazlamak, cana yol açar.

Çünkü şu beden, dört huyun durağı olmuştur; onların adlan, fitneler arayan, düzenler kuran dört kuştu.

Halkın ölümsüz diriliğe kavuşmasını istiyorsan, bu şom, bu kötü dört kuşun kes başlarını.

Ondan sonra bir başka çeşit dirilt onları da bundan böyle, onlardan bir zarar gelmesin.

O yol kesen mânevi dört kuş, halkın gönlünü yurd edinmiştir.

Değil mi ki bütün doğru düzen gönüllerin beyisin; bu çağda Tanrı halîfesi sensin.

Şu diri dört kuşun başlarını kes de diriliği geçici olan şu halkın Ölümsüzlüğe kavuştur.

Bu dört kuş kazdır, tavustur, kuzgundur, horozdur; bu dördünün insanlardaki Örneği de dört huydur.

Kaz hırstır, horoz şehvet. Mevki tavusa benzer; kuzgunsa dileğe.

Kuzgunun dileği şudur: Ümitlere düşer, ölümsüzlüğü, yahut da uzun bir ömrü umar,

Hırs kazı, kuru olsun, yaş olsun, yerde ne bulursa yere gömer.

 

Allah'a borç verin

Akıl güneşini yak, parlat; gözlerinden bulut gibi yaşlar saç.

Sana, küçücük çocuk gibi ağlayan göz gerek. O ekmeği az ye; çünkü ekmek, yüzünün suyunu giderdi.

Beden, gece gündüz, onunla gelişmekte, dallanıp yapraklanmakta; ama can dalı da onun yüzünden yapraklarını dökmekte, güz mevsimine girip sararmakta.

Allah'a borç verin; borç verin şu beden azığından da karşılığında gönülden çayır çimen bitsin.

Borç ver, şu beden lokmasını azalt da hiçbir gözün görmediği yüz belirsin, görünsün sana.

Beden, kendisini pislikten kurtarırsa, misklerle, ululuk incileriyle dolar.

Şu pisliği verir de arılığı alır; bedeni, "Sizi tertemiz bir hale getirmeyi diler" sırrından faydalanır.

Ama Şeytan seni korkutur; sakın ha, sakın der; bundan pişman olursun, için sıkılır.

Şu hevesleri bedeninden giderir, atar, şu heveslerden geçersen, çok pişman olursun, çok gamlanırsın.

Şunu ye, sıcaktır bu, ilâçtır sana; faydalanmak, iyileşmek için şunu iç.

Hem de şu niyetle ye, iç; bu beden, bir binektir; neyi huy edindiyse, neye alıştıysa onu vermek daha doğrudur.

Kendine gel; huyunu değiştirme; sağlığın bozulur; aklında, gönlünde yüzlerce hastalıklar doğar.

O alçak Şeytan, bu çeşit korkutur adamı; halka yüzlerce afsun okur.

 

Kem gözün tehlikesi

Tavus kuşu gibi kanadını görme, ayağını gör de kem göz, sana pusu kurmasın.

Çünkü kötülerin kem gözleri, dağı bile yerinden oynatır; Kur'ân'dan "Gözleriyle seni yerinden oynatacaklardı" âyetini oku.

Ey Allah elçisi, o toplumda öyle kişiler vardır ki kem gözleriyle akbabaları bile eritir, yok ederler.

Nazarlarından, kükremiş arslanların bile kelleleri yarılır da inlemeye başlarlar.

Deveye, ölüm gibi bir bakar da, sonra ardından köleyi yollar.

Var, git der, bu devenin yağından biraz satın al. Köle gider, görür ki deve, yolda sakatlanmış.

Su gizlidir, dolap meydanda. Fakat işin aslında sudur dönen.

Kem gözün ilâcı iyi gözdür; iyi göz, iyi görüş, kem gözü ayağı altında ezer, yok eder gider.

İyi göz, iyi görüş, rahmetin, kahırdan daha üstün oluşundandır, rahmettendir; kem gözse kahırdan, lanetten meydana gelir.

Allah'ın rahmeti, kahrından üstündür; bu yüzdendir ki her peygamber, kendi zıddına, kendi düşmanına üst olmuştur.

 

Salih amel en sadık dosttur

Her çağda, senin üç yoldaşın vardır; birisi vefalıdır; ikisi gaddar.

Onların biri dostlardır, öbürü mal mülk; üçüncüsüyse vefalıdır ki o da iyi amelledir.

Mal seninle gelemez; evden dışarıya bile çıkamaz; dost gelir ama, mezara dek.

Sana ecelin gelip çattığı gün, dost, hâl diliyle der ki:

Bundan öteye yoldaş olamam sana; bir zamancağız da mezarının başında dururum.

Yaptığın ameldir vefalı olan, ona sarıl; o, mezarın dibine dek seninle gelir.

Peygamber dedi ki: Bu yol için, yapılan, görülen amelden daha vefalı bir yoldaş yoktur.

O amel iyi bir amelse, ebedî olarak dost olur sana; kötüyse mezarda yılan kesilir sana.

Fakat babacığım, doğruluk yolundaki şu amel, şu kazanç, usta olmaksızın nasıl kazanılır, nasıl elde edilir?

Dünyâdaki en aşağılık kazanç bile ustasız elde edilemiyor.

Önce bilgi, ondan sonra amel gerek, böylece de amel bir zaman sonra, yahut ölümden sonra fayda verir.

 

Sanat edinmeye bakın

A akıllılar, sanatlar elde etmeye bakın, bunun için yardımlasın; ama her sanatı, ehli olan temiz, büyük bir kişiden öğrenin.

A kardeşim, inciyi sedefin içinde ara; hüneri sanat ehlinden iste.

Öğütçüleri gördünüz mü, insaf edin; öğrenip öğretmeye koyulun, çekinmeyin.

Adam deri tabaklarken kirli bir hırka giyse, bu hırka, kendisi zenginse, zenginliğini, uluysa ululuğunu azaltmaz ki onun.

 

Fikrini dağıtma

Aklını, fikrini her yana dağıttın; oysa ki o saçmasa pan düşünceler, bir tereye bile değmez.

Akıl fikir suyunu, her dikenin kökü emerdurur; artık nasıl olurda meyvalar verir?

Kendine gel de o kötü dalı kes, buda; şu güzel dala su ver de yeşert.

Şimdi ikisi de yeşildir ama sonuna bak; bu yok olur-gider; ondansa meyva biter.

Bahçenin suyu buna helâldir, ona haram; aradaki ayrılığı sonunda görürsün vesselam.

Adalet nedir? Ağaçlan sulamak. Zulüm nedir? Dikene su vermek.

Adalet, bir nimeti yerine koymaktır; su emen her kökü sulamak değil.

Zulüm nedir? Birşeyi, konmaması gereken yere koymak; buysa, belâlara kaynak olur ancak.

 

Sürme kulağa çekilmez

Yük dengini İsa'nın başına koymuş; eşeğiyse çayıra salıvermiş; o da, orada ağlayıp durmada.

Sürme kulağa çekilmez; gönül işi de bedenden istenmez.

Gönülsen, yürü, nazlan, horluk çekme; bedensen, şeker yeme, şerbet içme, acı tat.

Acı bedene fayda verir, sekerse zarar. Bedenin yardımsız kalması daha iyidir.

Beden, cehennem odunudur, onu erit; bir başka dal bitirirse yürü, kes o dalı.

Yoksa odun hammalı olursun,  odun hammalı. İki dünyada da Ebû Leheb'e eş kesilirsin.

 

Nuh dokuzyüz yıl davet etti

A oğul, a kul, mihrabın önündeki mum gibi yücelere ağmak ümidiyle kalk ayağa.

Başı kesilmiş mum gibi bütün gece ağla, arayış yolunda gözyaşları dök, yan yakıl.

Nuh dokuz yüz yıl davet etti. Çağrısı, ancak toplumun inkârını arttırdı.

Ama o, söyleme dizginini hiç kastı mı? Susma mağarasına çekilmeye kalkıştı mı hiç?

Köpeklerin havlamasından kervan, yolundan kalır mı hiç dedi;

Ay ışığının bulunduğu gece, dolun ay, köpeklerin havlaması yüzünden yürüyüşünü aksatır mı hiç?

Ay ışığını saçar, köpek de havlar durur; herkes, yaradılışına göre bir işe koyulur.

Sirke, sirkeliğini arttırdıkça şekerin de şekerliğinin artması gerek.

Kahır sirkedir. Lütuf da bala benzer; sirkencübînin temeli, bu ikisidir.

Nuh'un toplumu, onun davetine sirke döküp duruyordu. Ama lütuf denizi de Nuh'a şekerler dökmedeydi.

Cömertlik denizinden, devamlı şeker geliyordu, yardım ediliyordu ona; o yüzden de şekeri, dünya halkının sirkesinden fazlaydı.

Tek kişi ama bin kişi gibi. Kimdir o? O eren; hattâ o Yüce Allah'ın kulu, yüz asrın, tek eri.

 

Sular temizlemeye çalışır

Şu dünyanın o dünya ile birleşmesi yüzünden şu dünya, utancından sıçrar, ortadan çıkar gider.

Bu söz dar, derecesi de aşağı; bayağı bir şeyin, özün özüyle ne ilgisi var?

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır; ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini azaltır mı hiç?

Her birinin, şu "Allah, dilediğini yapar" pazarında ayrı bir alıcısı var.

Dikenliğin gıdası ateş, sarhoş kişinin dimağının gıdası da gül kokusu.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir, helvadır.

Pisler, pisliklerini yaparlar ama, sular da temizlemeye çalışır.

Yılanlar zehir saçarlar; acılar, bizi perişan eder ama,

Bal arılan da dağlarda, kovanlarda, ağaçlarda, baldan şeker ambarlan doldururlar.

Zehirler, zehirliklerini yaparlar ama, panzehirler de daha tez, zehirlerin zehirliğini gideriverir.

 

Renksizlik renklerin temeli

Halkın yapısı, zıtlar üstüne kurulmuştur; hâsılı biz, zarar bakımından da savaştayız, fayda bakımında da.

Hallerimiz birbirine aykırı; her biri, tepki bakımından öbüründen apayrı.

Her solukta kendi yolumu vurmadayım; artık başkasıyla nasıl uzlaşabilirim; başkasına nasıl çare bulurum?

Kendindeki şu çılgın savaşı gör, başkalarının savaşıyla ne diye oyalanırsın?

Meğer ki bu savaştan seni Allah çeke de barış dünyasında bir renge boyanasın.

O dünya, ancak ölümsüzlük dünyasıdır, mâmur bir dünyadır; çünkü zıtlardan düzülmemiştir.

Şu yok oluş, zıddın zıddı yok edişinden meydana gelir; zıt olmayınca ölümsüzlükten başka birşey kalmaz.

Güneş de olmasın, zıddı olan zemherir de olmasın diye o eşi, benzeri olmayan, cennetin zıddı yok dedi.

Renksizlik, renklerin temelleridir; barışlar, savaşların temelleri.

 

Yükümü başkasına yükleme

Kul ol da yeryüzünde at gibi hür yürü; cenaze gibi omuzda götürmesinler seni.

Nimete kâfir olan, herkesin kendisine hammal olmasını ister; ölüyü mezara götürür gibi onu da taşısınlar, bunu diler.

Rüyada kimi tabuta binmiş görürsen o kişi, yüce bir mevkie ulaşır, mertebesi yücelir.

Çünkü o tabut, halka yüktür; Bu büyükler de halka yük yüklerler.

Yükünü başkasına yükleme, kendin yüklen; baş olmayı az iste, yoksulluk daha iyi.

Halkın boynuna binme de ayaklarına nikris illeti gelmesin.

Sonunda bu binicilikten bezersin ama şimdi düşkünsün; bir şehre benziyorsun ama yıkık bir köysün sen.

Varlığın, bir şehir gibi görünürken bez bu işten de, dengini yıkık yerde çözme.

 

Eûzü çekmenin zamanı

İnsanı rezil eden Şeytan, ömrünü yok ettikten sonra Eûzü çekmenin de bir tadı tuzu yoktur, Fatiha okumanın da.

Şimdi bağırıp çağırmak, tatsız-tuzsuzdur ama gaflet, gerçekten de ondan daha tatsız-tutsuzdur.

Gene de sen, tatsız tuzsuz da olsa ağla, feryad et, sızlan, a Yüce Allah düşkünlere bir bak diye yalvar.

Ey Allah, zamanında da gücün yeter, zamanı geçince de; senden hiçbir şey yitmez; herşeyi bilirsin sen.

Sen, "Yitirdiğiniz şeye açıklanmayın" diyen padişahsın; öyle bir padişahın istediği şey, nasıl olur da olmaz?

 

Sözümüz susunca daha açık anlaşılır

Bizim sözümüz, sustuğumuz zaman daha da açık anlaşılır; çünkü o istek, men'edildikçe daha da artar.

Deniz coştu mu, coşkunluğu köpük olur; köpürüşü de, "Bilinmeyi sevdim, diledim" sırrını meydana kor.

Söz söylemek, o pencereyi kapatmaktır; söz söylemek, onu gizlemenin ta kendisidir.

Gülün yüzüne karşı bülbülce naralar at da onlara gülün kokusunu duyurma; oyala onları.

Kulakları sözle oyalansın da akılları, gülün yüzüne uçmasın.

Hele pek aydın olan bu güneşin karşısında her kılavuz, gerçekten de bir yol vurucudur.

Ey yarasalardan gizlenmiş güneş, ışık, ışığın yükselişi, senin gözcün bekçindir.

Güneşin önündeki perde, parıltısının çokluğundan, hararetinin, yakışının fazlalığındandır ancak.

Güneşin perdesi de kendi ışığıdır; ondan nasipsiz olan yarasadır, gecedir.

 

Yaratılış neden altı gün sürdü?

Tencereyi yavaş yavaş ustaca kaynatmak gerek; delice kaynayan yemekte iş yok.

Allah'ın, gökleri bir kere, ol demekle yaratmaya gücü mü yetmezdi?

Peki, yine yaratışı altı gün sürdü; hem de a faydalanmak isteyen, her gün, bin yıl kadar.

Çocuğun yaratılışı neden dokuz ay? Çünkü yavaş-yavaş iş görmek, o padişahın âdeti.

Neden Âdem'in yaratılışı kırk sabah sürdü; o balçığı yavaş-yavaş insan haline getirdi?

Hani sen şimdi at sürdün, koştun ya a ham adam, senin gibi değil. Sen çocuksun, kendini şeyh gösteriyorsun.

Kabak gibi herkesin üstüne çıktın ama savaşacak ayak nerde sende?

A kelceğiz, sen, ağaçlara, duvarlara dayandın da kabak gibi yücelere çıktın.

Önce bineğin usul boylu selvi oldu, ama sonunda kupkuru, içsiz, bomboş olur gidersin.

 

Kerpiçte görülen gerçek

Halkın aynada gördüğünü pîr, pişmemiş kerpiçte görür.

Kaba-sakalın, kendi evinde görmediğini köse bir-bir görür.

Ne mutludur o göze ki beyi akıldır onun; işin sonunu görür, herşeyi bilir, aydındır.

Çirkini, güzeli akılla ayırdedin; karadan, aktan söz eden güzel değil.

Göz sidik birikindisinde biten yeşilliğe de aldanır; ama akıl ona der ki: Bir de bizim mehengimize vur onu.

Dileği gören göz, kuşa âfettir; tuzağı gören gözse kuşu kurtarır.

Ama bir başka tuzak da var ki, akıl onu anlayamaz, göremez. İşte gizli şeyi gören vahiy, o yüzden bu yana koştu, geldi.

report phishingreport abuse