![]()
Peygamberimizin Medine'ye Hicretleri ve Oradaki Bazı Çalışmaları
Peygamberimizin Medine'ye Hicretleri ve Oradaki Bazı Çalışmaları
114- Peygamberliğin on dördüncü yılı idi. Mekke'deki müslümanlar
Medine'ye hicret etmişlerdi. Mekke şehrinde yalnız Hazret-i Peygamber ile
aile halkı ve Hazret-i Ebû Bekir ile Hazret-i Ali kalmışlardı.
Müslümanların böyle Medine'ye gidip orada bir kuvvet
meydana getirmeleri, Mekke'deki gayrimüslimleri düşündürüyordu. Darü'n-Nedve
denilen bir binada toplandılar. Müslümanların en büyük düşmanı olan Ebû
Cehil adındaki şahsın sözüne uydular. Hazret-i Peygamberi öldürmeye karar
verdiler. Her kabileden bir şahıs ayrılarak geceleyin Hazret-i Peygamberin
evini kuşattılar. Uyumasını bekliyorlardı, onu öldüreceklerdi.
İşte o gece, Cibril-i Emîn geldi, durumu Hazret-i
Peygambere bildirdi ve Medine'ye hicret için kendisine izin verildiğini söyledi.
Hazret-i Peygamber kendi yatağına Hazret-i Ali'yi yatırdı. Yerden bir avuç
toprak alıp dışarda bekleyen müşriklerin üzerlerine saçtı. Hiç birisi görmeksizin
aralarından çıkıp gitti. O gece bir yerde kaldı. Gündüzün öğle vakti
Hazret-i Ebû Bekir'in evine gitti ve beraberce hicret edeceklerini müjdeledi.
115- Rebiülevvel ayının ilk günleri idi. Peygamber
Efendimiz Hazret-i Ebû Bekir ile geceleyin Mekke'den çıktılar. Mekke'ye bir
saatlik uzaklıkta bulunan "Sevr" dağına gittiler. Orada "Athal"
denilen bir mağarada saklandılar. O gece orada kaldılar. Mekke müşrikleri
durumu öğrenince, Hazret-i Peygamberin peşine düştüler. Her tarafı yokladılar.
Öyle ki, bu mağaranın yanına bile geldiler. Fakat mağaranın kapısına örümcekler
hemen ağlarını örmüş, güvercinler de oracıkta yuva kurmuşlardı. Orada
kimsenin bulunamayacağını anlayarak geri döndüler. Bu bir mucize idi.
Sonra Peygamber Efendimiz muhterem arkadaşı ile mağaradan
çıktı. Daha önce, Abdullah ibni Ureykıt adında biri aracılığı ile hazırlanmış
oldukları iki deveden birine Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ebû Bekir, diğerine
de Hazret-i Ebû Bekir'in oğlu Abdullah ile "Âmir ibni Füheyre"
binerek Medine tarafına yöneldiler. Yolda birçok üstün haller meydana
geldi.
116- Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
Efendimizin Mekke'den çıkmış olduğunu öğrenen müşrikler, Peygamberi ve
arkadaşı Ebû Bekir'i yakalayıp getirecek kimselere yüz deve vereceklerini
ilân etmişlerdi. Bunu almak için Benî Müdliç aşiretinden "Süraka"
adında birisi Peygamberimizin arkasına düştü. Kudeyd denilen yerde
Peygamberimize yetişti. Fakat atının ayakları dizlerine kadar yere battı.
Bundan davranışının kötü olduğunu anladı. Peygamberimizden güvenlik sözü
istedi ve onu peygamberden aldı, bu şekilde kurtuldu. Mekke'nin Fethinde de İslâmiyeti
kabul etti.
Benî Eslem kabilesinde "Büreydetü'bnü'l-Huseyb"
adındaki biri de, yetmiş kadar atlı ile Hazret-i Peygamberi yakalatmak sevdasına
düştü. Fakat Hazret-i Peygambere yetişince, fikrini değiştirdi. Kalbinde
iman parlamaya başladı, beyaz sarığını çözdü: "Ey Allah'ın
Resulü! Sizin böyle bayraksız yürümenize gönlüm razı olmuyor; izin
veriniz de, alemdarınız (sancaktarınız) olmak şerefine kavuşayım,"
dedi ve aldığı izin üzerine, sarığını kargısının ucuna bağladı.
Medine'ye bir saat uzaklıkta olan "Kuba" köyüne kadar Peygamberin
yanından ayrılmadı. İslâmın ilk bayrağı bu mübarek sarıktır.
117- Peygamberimizin Medine'ye varacağını Medineliler işitmişti.
Her sabah Medine dışına çıkar, sıcaklar basıncaya kadar beklerlerdi. Bir
pazartesi günü, Hazret-i Peygamber ile mağara arkadaşı Ebû Bekir'in
gelmekte oldukları görüldü. Hemen karşılamaya koştular ve Kuba köyünde
onlarla buluştular.
Peygamber Efendimiz Kuba'da üç gün kaldı ve meşhur Kuba
mescidini yaptırdı. İslâmda yapılan ilk mescid budur. Sonra Hazret-i Ali
arkadan yetişip Kuba'da Hazret-i Peygamberle buluştu. Ashab-ı kiramdan meşhur
"Selman-ı Farisî" de Kuba'ya gelip İslâm dinini kabul etti.
118- Peygamber Efendimiz, Rebiülevvel ayının on altısına
raslayan bir cuma günü idi ki, sabahleyin müslümanlardan yüz kişi ile
Kuba'dan ayrılıp medine'ye yürüdüler. Yolda "Ranuna" denilen
derenin üst tarafına indiler. Peygamber Efendimiz orada çok açık ve güzel
hutbe okuyup cuma namazını kıldırdı. Hazret-i Peygamberin ilk kıldırdığı
cuma namazı budur.
Peygamber Efendimiz, o gün Medine'ye şeref verdiler. O gün
müslümanlar için bayram olmuştu. Her ağızdan: "Ya Resûlallah"
Hoş geldiniz," sesleri yükseliyordu. Her yüzde bir neşe ve sevinç parlıyordu.
Güzel şiirler okunuyordu. Ensar-ı kiramdan her biri: "Ya Resûlallah!
Benim evimi şereflendir," diye yalvarıyordu. Fakat Peygamber Efendimiz,
hiç birinin gönlü kalmasın diye: "Devemi bırakınız, Yüce Allah
tarafından görevlendirildiği tarafa gidiyor. Bakalım nerede duracak!"
buyurdu. Deve de önce "Malik ibni Neccar"ın evi önündeki boş
arsada çöktü. Sonra kalkıp Beni Neccar'dan "Halid Ebû Eyyüb El-Ensarî'nin
evinin önünde çöktü. Oradan da kalkıp yine eski yerine dönerek orada
durdu. Peygamber Efendimiz: "İnşallah konağımız burasıdır,"
diyerek Hazret-i Halid'in evine şereflendirdi. Yedi ay o evde oturdu.
119- Ensar-ı kiram (Medineli ashab), her gün peygamberi
ziyaret ederek nöbetle yemek getirir ve hizmette bulunurlardı. O süre içinde,
adı geçen boş arsa on miskal altına satın alınarak üzerinde bir mescid
bina edildi. Bugün imarına pek büyük önem verilerek yapılmış olan Mescid-i
Nebevi (Peygamberin Mescidi) işte aslen bu mübarek mesciddir. Bunun çevresinde
yapılmış olan hücreler (odalar) tamamlanınca Peygamber Efendimiz bunlara taşındı.
Mekke'de kalmış olan mü'minlerin annesi Hazret-i Sevde ile Peygamberimizin diğer
aileleri Medine'ye getirildi. Artık Medine-i Münevvere bu mübarek mü'minlerin
ikinci yurdu olmuştu.
Müslümanlar tarafından kubul edilen "Hicrî
Tarih", Peygamber Efendimizin Medine'ye hicret ettikleri yılın Muharrem
ayından başlar. Bu tarihten itibaren müslümanlar için pek parlak bir
ilerleme ve açılma devresi başlamış oldu.
120- Mescid-i Nebevi (Peygamberin Mescidi) yapıldıktan
sonra, ashab-ı kiram toplanıp beş vakit namazı cemaatla kılmaya başlamışlardı.
Fakat namaz vakitlerini ilân edip bildirmek gerekiyordu. Başka milletlerin
ibadete çağrı için boru öttürmek, çan çalmak, yüksek bir yerde ateş
yakmak gibi kabul etmiş oldukları anlamsız işaretler İslâmiyete yakışmazdı.
Bir aralık Hazret-i Ömer'in teklifi ile: "Essalâte Camiaten (topluca
namaza)" diye seslenildi. Sonra Ensar-ı kiramdan Abdullah ibni Zeyd'e rüyasında
bildiğimiz şekilde ezan öğretildi. Hazret-i Ömer de böyle bir rüya gördü.
Peygamber Efendimiz bunu işitince: "İnşaallah bu rüya hakdır, namaza böyle
çağrılmalıdır," diye emretti. Sonra bu rüya, Allah'ın vahyi ile de
sağlamlaştırıldı. Artık namaz vakitleri bu şekilde ilân edilir oldu.
Yeryüzünda namaz vakitleri değişik saat ve zamanlara rast
geldiği için, hiç bir saat yoktur ki, orada, Muhammedi Ezan okunmasın. Bu şekilde
Yüce Allah'ın birliği ve büyüklüğü, Peygamberimizin elçiliği, namazın
kurtuluşa sebeb olduğu bütün insanlık âlemine yüksek bir sesle ilân
edilmiş oluyor.
Peygamber Efendimiz ilk müezzini Bilâl Habeşî'dir. Ebu
Mahzure Samure İle Amr ibni Ümmi Mektüm ve Sa'dü'l-Karaz da Peygamberimizin
müezzinlerindendir. (Radıyallahu Teâlâ anhüm).
![]()