![]()
Hazret-i Muhammed Mustafa
25) Hazret-i Muhammed Mustafa (salallahu
aleyhi ve sellem) Uzuna yakın orta
boylu, endamı biçimi gayet uygun, alnı açık, büyücek başlı, hilal kaşlı, değirmi
yüzlü, güzel iri karagözlü, uzun kirpikli, çekme burunlu, kaşları birbirine
yakın fakat arası açık, omuzlarının arası ve göğsü geniş, gümüş gibi saf boynu
uzun ve düzgün, omuzları , kolları ve bacakları iri ve kalın, bilekleri uzun,
parmakları uzunca, elleri ve parmaklan kalınca, karnı göğsü ile bir hizada,
ne şişman ne pek zayıf, sıkı etli, ipek tenli, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü
kuvvetli, tabanları ve avuçları çukur, iki küreğinin arasında peygamberlik mührü,
kendisi de peygamberliğin mührü, her hareketi mutedil, yürüyüşü dosdoğru ve
sallanmadan, ne pek hızlı ne pek yavaş, güler yüzlü tatlı sözlü yumuşak, alçak
gönüllü ve vakarlıydı. Bütün yaratılmışların
en şereflisi ve şânı en yüce olanıdır. Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiştir.
Her güzel işte örnek O'dur, ölçü O'dur. Merhamet ve şefkati, cömertlik ve keremi,
akıl ve zekâsı, güzellik ve yaratılışı, iyilik ve ihsanı, doğruluk ve adaleti,
sabır ve kanaati, temizlik ve iffeti, yiğitlik ve kuvveti, hâsılı her üstünlük
ve fazileti başkaları ile ölçülmesi mümkün olmayacak derecede yüksektir. Küçükleri sevip
okşamak, hastaları arayıp sormak, hareketlerinde ölçülü olmak, herkese tatlı
söz ve güler yüz göstermek, fakirlere ve düşkünlere yardımcı olmak, işi her
zaman ehline vermek, aşırılığa ve gösterişe yüz vermemek, herkesin hakkını gözetmek
gibi akla gelen her olgun ahlâk, O'nun sünnetidir. Koca Arab yarımadası
emri altında iken bir kuru ekmek parçasıyla karnını doyuracak, hattâ açlığını
gidermek için karnına taş bağlayacak derecede sabır, kendisini öldürmek için
saldıran ve yaralayanlara doğru yola gelmeleri için dua edecek kadar merhamet
sahibiydi. Huzurunda titreyen bir ziyaretçiye: "Korkma arkadaş! Ben, Kureyş'ten
kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum!" buyuruyordu. Her güzel ahlâk, O'nda
ayrı bir güzellik kazanmıştı. Salatü selam O'na,
aline , eshabına ve kıyamete kadar onun izi üzerinde yürüyen ümmetine olsun.
76- Yüce Allah'ın bütün insanlara son Peygamberi olan
Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Arabistan'da Mekke-i
Mükerreme şehrinde milâdın beş yüz yetmiş birinci yılında dünyayı şereflendirmişlerdir.
İslâm'ın ilk yayıldığı yer Arabistan'dır. Buraya
Ceziretü'l Arab (Arab yarımadası)'da denir. Burası Asya Kıt'asının güney
batısında büyük bir yarımadadır. Hicaz, Yemen, Umman, Hadremut, Necd bölgelerine
ayrılır. İşte Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere şehirleri, bu
araziden olan Hicaz bölgesindedir.
77- Arabistan'da oturanlar, öteden beri Arab kabileleridir.
Bunlar şu dört kısma ayrılmıştır:
1) Arab-ı Baide: Bunlar Arabistan'ın en eski
halkıdır. Ad ve Semud kavimleri bunlardandır. Bunların tarihleri
bilinmemektedir. Onlar sönüp gitmişlerdir.
2) Arab-ı Aribe (Mütearribe): Bunlar,
Yemen'de hükümet kurmuş olan Kahtan'a mensubdurlar. Kahtan'm asıl dili, Süryanî
idi. Bunların evlâdı, Arab-ı Baide'ye karıştığından, bu Arab-ı Aribe türemiş
ve Arabça konuşmaya başlamışlardır. Cürhüm kabilesi bunlardandı. Bu
arabların da nesilleri kesilip gitmişlerdir.
3) Arab-ı Müstaribe: Bunlar, İsmail
aleyhisselâm'a mensubdurlar. Hazret-i İsmail'in evladı, Arab-ı Aribe arasına
karışmış olduğundan, bu Arab-ı Müsta'ribe meydana gelmiştir. Hazret-i İsmail'in
asıl dili, İbranî iken, Cürhüm kabilesi arasında yaşamakla Arabça konuşmuş
ve bu dili evlâdına iletmiştir.
Arab-ı Müstaribe, birçok kabilelere ayrılmıştır.
Peygamberimizin zamanında Arabistan halkı da bu Arab-ı Müstarebeden
ibaretti. Bu kabilelerin en seçkini Kureyş kabilesidir.
4) Arab-ı Müsta'cime: Bunlar, İslâmiyet'in
ortaya çıkışından sonra, İslâmiyeti kabul edip Arablaşmış olan
kavimlerdir. Suriye, Irak, Mısır ve Mağrib halkı bunlardandır. Bunlar da
kendi dillerini bırakarak Arabça konuşmaya başlamışlardır.Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V)
![]()