Altın Silsile'nin Kaynakları
Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile başlayan mânevi yol, Bâyezîd-i Bistâmî'ye kadar "Bekriyye" veya "Sıddîkıyye", Bâyezîd'den Abdülhâlık Gucdüvânî'ye kadar "Tayfûriyye" veya "Bâyezîdiyye", Abdülhâlık Gucdüvânî'den Şâh-ı Nakşbend Bahâeddin Buhârî'ye kadar "Hacegâniyye", Şâh-ı Nakşibend hazretlerinden Ubeydullah Ahrâr hazretlerine kadar "Nakşbendiyye" Ubeydullah Ahrâr1 dan İmam-ı Rabbânî'ye kadar "Ahrâriyye" İmam-ı Rabbânî'den Mevlânâ Hâlid Bağdâdî'ye kadar "Müceddidiyye" Hâlid Bağdâdî'den günümüze kadar da "Hâlidiyye" adıyla anılmaktadır.
Altın silsilede yer alan sâdât-ı kiram'ın hal tercemeleri için muhtelif kaynaklardan yararlanılmıştır. Özellikle Bâyezid Bistamî'ye kadar olan tesımda yer alan sâdât-ı kiramı genel tarih ve tabakat kitaplarında bulmak mümkündür. Abdülhâlık Gucdüvânî'ye kadar olan silsilede yer alan zevât-ı kiramı da kısmen tasavvuf tabakatında bulma imkânı vardır. Abdülhâlık Gucdüvanî'den sonrakiler ise genellikle Nakşbendî silsilesini anlatan eserlerden istifâde ile kaleme alınmıştır. Bu konuda yazılmış olan eserlerin bşlı-çalan şunlardır:
1. Nefehâtü'1-üns min hazârati'1-kuds: Abdurrahman Câmî (ö. 892/1492) tarafından kaleme alınmıştır. Câmî, bizzat Nakşbendiyye tarikatına mensup bir müelliftir. Eserini, Sülemî'nin Tabakatu's-sûfiyye'sini Farsçaya çeviren Abdullah Herevî'nin eserini esas alarak kaleme atmıştır. Herevî'nin Tabakatu's-sûfiyye'sl Mehdi Tevhidi Pür tarafından neşredilmiştir. (Tahran 1917). Câmî Nefehât'ında 616 sûfînin terceme-i hâl ve menkıbesine yer vermiştir. Bu sûfîlerden 34'ü kadındır. Lâmiî Çelebi tarafından Türkçe'ye çevrilen eser, Osmanlıca olarak birkaç defa basılmıştır (İstanbul 1270, 1289). Lâmiî Çelebi terceme sırasında esere oııbeş kadar sûfînin hâl tercernesiyle menâkıbını ilâve etmiştir. Nefehât tercemesinde "Şeyhu'l-İslâm" unvanıyla anılan zât, Abdullah Ensârî Herevî'dir.
Câmî, eserinde Nakşî meşayıhına dair bilgiler verir. Özellikle şeyhleri Ubeydullah Ahrâr ile Sâ'deddin Kâşgarî için geniş bir malûmat sunmaktadır. Silsilede yer alan sâdât-ı kirâm'ı, Yûsuf Hemedânî'den başlayarak çağdaşları olan Nakşî şeyhlerine kadar anlatmaktadır, (bk. Nefehâtü'1-üns Tere. İstanbul 1289 s. 409-470).
2. Reşehât Aynül-Hayat: Ali b. Hüseyn el-Vâiz el-Kâşif (ö. 909/1532) tarafından kaleme alınmış Farsça bir eserdir. "Safiyyüddîn" lâkabı ile ünlü olan müellif, Câmî gibi Ubeydullah Ahrar'ın bağlılarından olduğu için eserini adetâ bşta şeyhi Ahrâr hazretleri olmak üzere Nakşi meşâyıhını anlatmak üzere kaleme almıştır. Eser, Arapça ve Türkçe'ye terceme edilmiş, Osmanlıca olarak Nefehât gibi pek çok defa basılmıştır. Reşehat'ta da Nefehât' ta olduğu gibi Yûsuf Hemedânî'den bşlayarak Nakşî meşâyıhı anlatılır. Altmıştan fazla Nakşî Şeyh ve halifesine aid hâl tercemesi ve menâkıb bilgisi verilir. Reşehât müellifinin özellikle çağdşları hakkında verdiği bilgiler önemlidir.
3. Makamât-ı Mazhariyye Nakşî-Müceddidi şeyhlerinden Şah Gulâm Ali Abdullah Dehlevî (ö.1240/1824) tarafından kaleme alınmıştır. Müellif eserini şeyhi Mazhar-ı Cân-ı Canan için yazmışsa da Nakşbendî silsilesi ve şeyhinin üstadlanyla Nakşîlik yolu hakkında genel bilgiler de vermektedir. Eser Hindistan'da (1299) basılmış, İstanbul'da da bu baskıdan ofset olarak tab'edilmiştir. (1990)
4. el-Behcetü's-seniyye: Muhammed b. Abdullah el-Hânî (ö. 1279/1862) tarafından kaleme alınan bir Nakşî âdâb kitabıdır. M evlâna Halid Bağdadî halifelerinden olan Muhammed el-Hânî eserinde Nakşbendiyye Halidiyye'sinin âdabını, seyr u suluk usûllerini derli toplu olarak telif etmiştir, Eser Arapça olup pek çok defa (İstanbul, 1303,1401) basıldıktan sonra Türkçe'ye de çevrilmiştir. Müellif eserinde mânevi nesepten ve öneminden bahsettikten sonra Nakşî silsilesini de ismen vermektedir, (bk. s. 10-13)
el-Behcetü's-seniyye, biri Osmanlıca olmak üzere üç defa türkçeye terceme edilmiştir. Osmanlıca tercemesi kısmen muhtasar bir terceme olup silsileye âid bilgiler ihtiva eder. Merhum H. Sami Ramazanoğlu Efendi tarafından ÂDAB adıyla terceme ve neşrettirilen bu Osmanlıca terce-medeki silsile bilgileri, damadı Ömer Kirazoğlu tarafından ilâve edilmiştir, (s. 32-72) Abdülkadir AKÇİÇEK tarafından yapılan (istanbul 1976) yeni harflerle ilk tercemesinde de bu silsile bilgileri kısmen genişletilerek verilmiştir, (bk. s. 47-131), Ali Hüsrevoğlu tarafından yapılan ikinci terceme de de (İstanbul 1980) aynı bilgiler korunmuştur, (s. 35-117).
5. En-Nazmu'1-atîd, İrgamü'l-merid ve ed-Düreru'n-Nadîd: Bu eserlerin üçü de Düzceli M.Zâhid el-Kevserî'ye âiddir. İlki kendisinin de bağlı bulunduğu Hâlidiyye kolunun Gümüşhâneli dergâhı silsilesinin manzum bir listesidir. İkincisi bu manzumenin şerhi niteliğinde olup silsilede
geçen şahıslan anlatmaktadır. Eser, istanbul'da basılmıştır (1328). ed-Dürerü'n-Nadid ise müellifin İrgâmu'l-merîd'e yaptığı ihtisardır, o da matbûdur, (Kahire 1396/1976). İrgâmu'l-merîd, Altın Silsile adıyla türkçeye terceme ve neşredilmiştir.
6. el-Hadâiku'1-verdiyye: Abdülmecîd b. Muhammed el-Hânî'nin tamamiyle Nakşbendiyye silsilesi için yazdığımufassal eserdir (1306). Müellif el-Behcetü's-seniyye yazan Muhammed el-Hânî'nin oğlu olduğu için tasavvuf ve silsile konularına âşinâdır. Eserinde Nakşî silsilesini üç bölümde inceler. İlk iki bölüm, Hz. Ali yoluyla gelen iki Haydan silsilesidir, üçüncü bölümde ise Hz. Ebû Bekir (r.a.)'dan gelen silsile ricali anlatılmaktadır. Eser Abdülkadir Akçiçek tarafından terceme ve neşredilmiştir (İstanbul 1986).
7. Hadîkatü'l-evliyâ Hocazâde Ahmed Hilmi'nin eseridir, matbûdur (İstanbul 1318).Hadîkatü'l-evliyâ Nakşbendiyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Rifaiyye, Mevleviyye, Bedeviyye, Desükıyye, Şazeliyye, Sa'diyye silsilelerini anlatan toplam yedi kitapçıktan oluşur. Bunlardan ilkiNakşbendiyye silsilenamesine dâirdir. Müellif kendisi de Nakşî olduğu için bu silsileyi diğerlerine göre biraz daha genişçe tutmuştur. Bayezid Bistamî'den itibaren Mevlânâ Halid Bağdadî ve halifelerine kadar olan silsile ricalini anlatmıştır.
Naksibendi tarikati Buharalı Bahauddin Nakşibend (1218-1389)tarafından kurulmuştur. Bu tarikat üç koldan Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)´e ulaşır.
BiRiNCi KOL:
iMAM-I ALi (KV) HZ.LERi
iMAM-I HÜSEYiN (RA) HZ.LERi
iMAM-I ZEYNEL ABiDiN (RA) HZ.LERi
IMAM-I MUHAMMED BAKIR (RA) HZ.LERi
iMAM-I CAFER-i SADIK (RA) HZ.LERi
iKiNCi KOL:
Hz.Ebu Bekr-i Sıddık
Hz.Selman-i Farisi
Hz.Kasım bin Muhammed
Hz.Cafer-i Sadık
Hz.Bayezid-i Bistami
Hz.Ebul Hasan Harkani
ÜCÜNCÜ KOL:
Hz. Ali (kerremallahu vechehu) (ö.660)
Hasan Basri (ö.728.29)
Habib Acemi (ö.767)
Davut Tai (ö.800.801)
Maruf Kerhi (ö.815)
Seriy Sakuti (ö.867)
Cüneyd-i Bagdadi (ö.910)
Ebu Ali Rutburi
Ebu Ali Katip (ö.933)
Ebu Osman Magribi (ö.983)
Ebu Kasım Kürkani (ö.1058).
Altın silsile Reygamberimizden günümüze kadar devam ederek gelmiştir. Erzincan´in manevi ikliminde Altın silsilenin halkalerını oluşturan dört müstesna isim karşımıza çıkmaktadır.
Hz.Muhammed Sami-il Erzincani
Hz.Muhammed Besir Sani-yil Erzincani
Hz.Dede Pasa Bayburdi
Gönüller Sultani Abdurrahim Reyhan Hz.
Pir-i Sami hazretleri´nin kabri Terzibaba Mezarlığı yolu üzerindedir. Kabrin bulunduğu alan tamamıyla mezarlıktır. Bu büyük mezarlık, mübareğin adıyla anılmaktadır. Beşir Efendi hazretleriyle Dede Paşa hazretleri`nin kabirleri Terzibaba Mezarlığı´nda yan yanadır.
Acizane burada hayatlarını anlatmaya çalıştığımız Abdurrahim Reyhan hazretlerinin kabri de Beşir Efendi ve Dede Paşa hazretlerinin kabirlerinin bulunduğu alandadır.
Tarikatlar yüzyıllar boyunca insanlığı aydınlatan ilim merkezleri olmuşlardır. insanların gönüllerine Allah(C.C.) sevgisini nakş eden tarikatlar, Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük görevler üstlenmişlerdir. Cihan Devleti konumuna gelen Osmanlı imparatorluğunu,
600 yıl ayakta tutan manevi dinamiklerdir. O manevi değerler, her asırda olduğu gibi bugün de vardır. Dün Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Mevlana gerçeği ne ise; bugün asrımızda Abdurrahim Reyhan hazretleri gerçegi odur.
Günümüzde sahte şeyhler, sahte dervişler türedi diye feryat ediyoruz. Yok öyle değil tarihin her döneminde din tüccarları var olmuştur, var olacaktır.
işte size yüzyıllar öncesinden bir örnek:
Esref oğlu Rumi hazretleri Yüzyıllar evvel yazmış olduğu Müzekki-n Nüfüs adlı eserinde diyor ki; şimdi zaman azdı. Kardeşlerin halleri döndü. Hırsızlık, azgınlık, serkeşlik ve münafıklık çoğaldı. Meşayih kalmadı. Beyler zalim oldular. Kadınlar rüşvet yer oldular. Müderrisler fasık oldular.
Tefsir ve hadis medreselerde okunmaz oldu. Fakihler ve din ilmini bilen kişiler az kaldı. Vaizler dünya için mescitlerde vaaz edip, akçe derer oldular.
ilimle beyler kapısında rağbet bulamayan Danişmentler, şeyhlik tarikini tutup yüz gülerek halkın dünyasını alır oldular. Ve ağzından Meşayihin o hale münasip sözlerini ezberleyerek mescitlerde söylemeye ve insanlara kendilerini sevdirmeye çalısır oldular. Takip denilenlerde arifler donunu giyerek zikir meclislerinde konuşmaya ve riyakarlığa başladılar.
Din sahtekarları gerçek Allah(C.C.) dostlarının şanını düşürmez. Aksine yükseltir. Dün öyleydi bugün de böyledir. Yeter ki Allah(C.C.)´in sevgili kullarını gerçekten aramaya niyet edelim.
Bu asır birçok hastalıgı taşıyor bünyesinde. Hangi ilacı verirseniz verin. Hastalık azalacağı yerde daha da çoğalıyor. Allah(C.C.)´in sevgili kullarından Cafer-i Sadık Hazretleri, kendi müritlerinden dostlarından ayrılarak bir mağarada inzivaya çekilmiş. Uzaklasmış insanlardan. Bunun üzerine müritleri muhipleri Hazret´in kapısına varmış. Demişler ki.
Efendim kerem buyur, yine bizim aramıza gel, bize nasihat eyle. Mübarek nefesin bereketiyle ola ki bu bizim ölü gönüllerimiz dirilir. Bizim necatımıza sebep olursunuz. Hazret gelenlere şöyle cevap verdi.Bu zaman ağzı açmayıp dilsiz gibi olacak zamandır.
Hazret´in işaret buyurduğu zaman öyleyse, varın bu zamanı siz değerlendirin.
Selam ve dua ile Eseri neşre hazırlayan
